Araf 206 Ayet Mekke · الأعراف
7

Araf

Orta yer · Mekke
7
Orta yer · Mekke
الأعراف
206
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓصٓۜ ١
Elif, lâm, mim, sâd
Elif. Lam. Mim. Sad.— O. Kuntman
7:1
2
كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ ف۪ي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِه۪ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٢
Kitâbun unzile ileyke fe lâ yekun fî sadrike haracun minhu litunzire bihî ve zikrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
(Ey Muhammed, bu) Kitap (Kur'an) sana, (kafirleri) onunla uyarman ve iman edenlere öğüt vermen için indirildi. (İnsanlardan hak davetini kabul etmeyenler var diye) Sakın kalbinde bir sıkıntı olmasın!— O. Kuntman
7:2
3
اِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَ ٣
Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).
(Ey insanlar) Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) tabi olun, (Rabbinizin hüküm, emir ve yasaklarına riayet edin) O'ndan başkasını dost edinip peşlerinden gitmeyin. (Bu uyarılara rağmen) sizden pek azınız öğüt alıyorsunuz. (Çoğunuz ise, Peygamber’in hak davetine karşı çıkıyorsunuz, oysa ibret almanız gerekir, ki)— O. Kuntman
7:3
4
وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَٓاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتاً اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ ٤
Ve kem min karyetin ehleknâhâ fe câehâ be’sunâ beyâten ev hum kâilûn(kâilûne).
Biz, nice belde halkını, bu yüzden helak ettik Azabımız onlara ya geceleyin ya da gündüzün (ortasında) dinlenirken ansızın gelip çattı.— O. Kuntman
7:4
5
فَمَا كَانَ دَعْوٰيهُمْ اِذْ جَٓاءَهُمْ بَأْسُنَٓا اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٥
Fe mâ kâne da’vâhum iz câehum be’sunâ illâ en kâlû innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
Azabımız çattığında ise (suçlarını kabul etmek zorunda kaldılar ve son) sözleri ancak Biz gerçekten zalim kimseler idik" demekten ibaret oldu. (Bu, onların başına dünyadayken çatan azaptır, kıyamet gününde ise)— O. Kuntman
7:5
6
فَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذ۪ينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ الْمُرْسَل۪ينَۙ ٦
Fe le nes’elennellezîne ursile ileyhim ve le nes’elennel murselîn(murselîne).
Biz, kendilerine peygamber gönderilmiş olan ümmetleri, ("Elçilerin hak davetini sizler nasıl karşıladınız? Kasas/65- kabul ettiniz mi, yoksa etmediniz mi" diye) elbette sorguya çekeceğiz. Ve gönderilen peygamberlere de ("Ümmetleriniz size tabi oldular mı, hak davetinize nasıl cevab verdiler?" diye) soracağız.— O. Kuntman
7:6
7
فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَٓائِب۪ينَ ٧
Fe le nekussanne aleyhim bi ilmin ve mâ kunnâ gâibîn(gâibîne).
(Bunun üzerine en gizli durumlarına varıncaya kadar) Kendilerine karşı (Peygamberleri varken ve göçtükten sonra olup bitenleri) mutlaka bir ilim ile elbette anlatacağız, (gözleri önüne sereceğiz, çünkü) Biz -onlardan hiçbir zaman- uzak değildik, (hatta kendilerine şah damarlarından daha vakındık.. Kaf/16)— O. Kuntman
7:7
8
وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّۚ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٨
Vel veznu yevme izinil hakk(hakku), fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O gün tartı haktır, (mutlak adaletin gerçekleşeceği, herkesin amel defterinin dürüleceği, hesaplarının kapanacağı gündür) Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!— O. Kuntman
7:8
9
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَظْلِمُونَ ٩
Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn(yazlimûne).
Kimin de (sevap) tartıları hafif gelirse; işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden (ya onları yalan sayıp ya da, Rablerinin emir ve yasaklarına riayet etmediklerinden) ötürü, kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir.— O. Kuntman
7:9
10
وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ۟ ٠١
Ve lekad mekkennâkum fîl ardı ve cealnâ lekum fîhâ maâyiş’(maâyişe), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Andolsun ki, sizi yeryüzüne biz yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları var ettik! (Yeryüzünde bulunan bütün varlıklardan yararlanmanızı sağladık, onları emrinize amade kıldık. Bu eşsiz nimetleri sizlere sunmasına rağmen Rabbinize) Ne kadar az şükrediyorsunuz.— O. Kuntman
7:10
11
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ ١١
Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).
Andolsun ki sizi biz yarattık, sonra size suret verdik, sonra da meleklere "Adem'e secde edin" diye emrettik. -İblis hariç- hepsi hemen secde ettiler, o ise secde edenlerden olmadı.— O. Kuntman
7:11
12
قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ٢١
Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk(emertuke), kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(Allah, şeytanı azarlayıp) "Ben sana -Adem'e secde et diye- emrettiğim halde, seni secde etmekten hangi şey alıkoydu?" buyurunca da o, "Ben ondan daha hayırlıyım, çünkü beni ateşten, onu ise topraktan yarattın" dedi, (küstahlıkta bulundu)— O. Kuntman
7:12
13
قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ اَنْ تَتَكَبَّرَ ف۪يهَا فَاخْرُجْ اِنَّكَ مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ٣١
Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn(sâgirîne).
(Bunun üzerine Allah) "Öyleyse oradan (cennetten) aşağıya in, çünkü orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. (O yüce makam, haddini bilen Rablerinin emirlerine itaat edenlere mahsustur) Derhal (cennetten) çık git, sen artık aşağılananlardansın" buyurdu. (İblis'i cennetten, melekler topluluğundan kovdu.)— O. Kuntman
7:13
14
قَالَ اَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٤١
Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn(yub'asûne).
(İblis, derhal yok edilmesinden korktu ve zillet ve hakaretle olsun hayatı ölüme tercih ederek) (Ey Rabbim) Bana, onların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre tanı" diye yalvardı.— O. Kuntman
7:14
15
قَالَ اِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَ ٥١
Kâle inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allah) "Sen mühlet verilmişlerdensin (eceli tehir edilenlerdensin)" buyurdu.— O. Kuntman
7:15
16
قَالَ فَبِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ٦١
Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis, o uzun ömrünü tevbe ve şükür ile kurtuluşa kullanacak yerde, madem ki) Sen beni azgınlığa mahkum ettin. (Adem'in yüzünden huzurundan kovdun.) O halde andolsun ki ben de, onları saptırmak için senin doğru yolunun üstünde oturacağım!— O. Kuntman
7:16
17
ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ ٧١
Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra da mutlaka, önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim! (onlara -insanlara- musallat olacağım) Sen de onların çoğunu şükreden (ve itaatkar) kimseler olarak bulmayacaksın" dedi,— O. Kuntman
7:17
18
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫ماً مَدْحُوراًۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ ٨١
Kâlehruc minhâ mez'ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmaîn(ecmaîne).
(Bunun üzerine Allah) "Haydi, aşağılanmış ve (rahmetimden) kovulmuş olarak çık oradan! (Cennetten) Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa (benim doğru yolumu bırakıp senin peşinden gidecek olursa) sizin hepinizi cehenneme dolduracağım" buyurdu.— O. Kuntman
7:18
19
وَيَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ ٩١
Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrebâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).
(Bu arada Adem'e de) "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleşin, (gezip dolaşın) dilediğiniz yerde (bulduğunuz meyvelerinden) yeyin, ancak sakın şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!" diye emretti,— O. Kuntman
7:19
20
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُ۫رِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِد۪ينَ ٠٢
Fe vesvese lehumuş şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn(hâlidîne).
Derken şeytan, -kendilerinden örtülüp gizlenmiş olan ayıp yerlerini meydana çıkarmak- (onlarda şehvet arzusunu uyarmak) için, onlara vesvese verdi ve "Rabbiniz sizi bu ağaçtan (onun meyvesini yemekten) sırf, iki melek olup da sonsuza dek cennette kalacaklardan olmayasınız diye, men etti, (eğer ondan yerseniz siz de melekler gibi ölüm yüzü görmez ve cennette sonsuza dek kalırsınız" dedi, (güven vermek için de)— O. Kuntman
7:20
21
وَقَاسَمَـهُمَٓا اِنّ۪ي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِح۪ينَۙ ١٢
Ve kâsemehumâ innî lekumâ le minen nâsıhîn(nâsıhîne).
Onlara: "(inanınız ki) Ben gerçekten sizin hayrınıza, öğüt verenlerdenim" diyerek yemin etmekten de çekinmedi.— O. Kuntman
7:21
22
فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٢٢
Fedellâhumâ bi gurûr(gurûrin), fe lemmâ zâkâş şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneh(cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkumeş şecereti ve ekul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvun mubîn(mubînun).
Böylece onları hile ile aldattı, (çünkü Adem ile Havva, hiçbir kimse yalan yere Allah'a yemin etmez sandılar) Ne zaman ki o ağaçtan (meyvesinden) tattılar, ayıp yerleri kendilerine göründü de, onların üzerine cennet yapraklarından yamamaya başladılar. Rableri onlara: "Ben sizi o ağaçtan men etmemiş miydim? Ve şeytan size apaçık bir düşmandır, dememiş miydim?" buyurdu. (bunun üzerine)— O. Kuntman
7:22
23
قَالَا رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٣٢
Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
(Adem ile eşi ise) "Ey Rabbimiz kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamazsan bize merhamet etmezsen muhakkak ki biz, hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler, (hatalarını kabul edip, bağışlanma dilediler, Rablerinin rahmetine sığındılar)— O. Kuntman
7:23
24
قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ ٤٢
Kâlehbitû ba'dukum li ba'dın aduvv(aduvvun), ve lekum fîl'ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
''Kiminiz kiminize düşman olarak cennetten inin, sizin için yeryüzünde bir süre yerleşip kalma ve (oradaki nimetlerden) yararlanma var!— O. Kuntman
7:24
25
قَالَ ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟ ٥٢
Kâle fîhâ tahyevne ve fîhâ temûtûne ve minhâ tuhrecûn(tuhrecûne).
Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine siz oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız" buyurdu.— O. Kuntman
7:25
26
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشاً۠ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ٦٢
Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ(rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr(hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ey Ademoğulları size, ayıp yerlerinizi örtecek bir örtü ve giyip süsleneceğiniz elbise de indirdik, (yeryüzünde size bunları elde etmek için türlü imkan tanıdık... hayvanlardan farklı yaşamanız, insanlık şerefini korumanız için! Fakat bilmeniz gerekir ki bu yeterli değildir) Takva libası (Allah korkusu ile giyilen -günahlardan koruyan- utanma duygusu) ise elbet daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın ayetleridir (insanlara bir lutfu, bir bağışıdır) umulur ki, düşünüp de bundan öğüt alırlar!— O. Kuntman
7:26
27
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ٧٢
Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ey Ademoğulları, sakın şeytan, -ana ile babanızı (Adem ile Havvayı) örtülerini söküp, ayıp yerlerini kendilerine göstererek cennetten çıkardığı gibi- sizi de aldatmasın. Gerçek şu ki, o ve avanesi sizi, -sizin onları göremeyeceğiniz yönden- görürler, (kalbinize vesvese verip, avlamaya çalışırlar.. ancak Takva libası -Allah korkusu- dur ki, onun Fitnesine - aldatmasına- en kuvvetli engel teşkil eder. Onlar, takva sahibi müminleri asla baştan çıkaramaz) Kuşkusuz biz şeytanları, iman etmeyen kimselerin dostu (yandaşı) kıldık, (imansızlıkla, şeytanlık arasında bir çekicilik bulunur, korusuz bir bahçeye haşerelerin üşüştüğü gibi, imansız kalplere de, şeytanlar musallat olur) (Şeytan, şirk ve küfürde direnenlere kötülüğü emreder)— O. Kuntman
7:27
28
وَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَٓا اٰبَٓاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَاۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨٢
Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâ(fahşâi), e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Onlar (müşrikler) ise (anadan doğma tavaf yapmak gibi) bir hayasızlık yaptıklarında, "Biz, atalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti" derler. (Rablerine karşı böyle bir iftirada bulunmaktan çekinmezler, ey Muhammed) De ki: Allah, asla kötülüğü emretmez, siz bilmediğiniz bir şeyi (hiçbir deliliniz olmayan bir sözü, nasıl oluyor da) Allah’a isnad edebiliyorsunuz? (Rabbinizden hiç korkmuyor musunuz?)— O. Kuntman
7:28
29
قُلْ اَمَرَ رَبّ۪ي بِالْقِسْطِ۠ وَاَق۪يمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ ٩٢
Kul emere rabbî bil kıst(kısti) ve ekîmû vucûhekum inde kulli mescidin ved’ûhu muhlisîne lehud dîn(dîne), kemâ bedeekum teûdûn(teûdûne).
(Ey Muhammed) De ki: (Ey Ademoğulları) Rabbim adaleti (ifrat ile tefritten sakınmanızı haksızlık yapmamanızı, orta yolu takip etmenizi) emretti. Her secde yerinde (her namaz vaktinde) yüzünüzü O'na yöneltin, dini (ibadeti) sadece Allah'a has kılarak dua edip yalvarın! (Ondan başka ilah edinip de, onlara başvurmayın, onlardan şefaat ummayın) İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz! (Yaptığınız herşeyin hesabını vereceksiniz, ahirete iman edin, bu uyarıyı bir an olsun unutmayın)— O. Kuntman
7:29
30
فَر۪يقاً هَدٰى وَفَر۪يقاً حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُۜ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ٠٣
Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).
(Allah, insanlardan) Bir gurubu doğru yola iletti, diğer bir gurup ise sapıklığı hak etti. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp, kendilerine şeytanları dost edindiler, böyle iken (sapıklık bataklığında bocalarken yine de) kendilerinin doğru yolda olduğunu sandılar! (Bu batıl zanna kapılmasalardı, sapıklık üzerlerine hak olmaz, hidayete gelmeleri mümkün olurdu.)— O. Kuntman
7:30
Yükleniyor...
Araf
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle