Mümin 85 Ayet Mekke · غافر
40

Mümin

Bağışlayan · Mekke
40
Bağışlayan · Mekke
غافر
85
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Ha. Mim.— O. Kuntman
40:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm(alîmi).
Bu Kitab'ın indirilişi, her şeye gücü yeten ve her şeyi hakkıyle bilen Allah katındandır.— O. Kuntman
40:2
3
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavl(tavli), lâ ilâhe illâ hûve, ileyhil masîr(masîru).
Günahı örten, tevbeyi kabul eden, azabı çetin olan, lütfu ve keremi bol olandır, O'ndan başka ilah yoktur, dönüş ancak O'nadır!— O. Kuntman
40:3
4
مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ٤
Mâ yucâdilu fî âyâtillâhi illellezîne keferû fe lâ yagrurke tekallubuhum fîl bilâd(bilâdi).
(Hak ortaya çıktıktan, deliller ortaya konulduktan sonra) Kâfirlerden başkası, Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaz. (Ey insan) onların şehirlerde -şimdilik rahatça- dolaşıp durmaları sakın seni şaşırtmasın.— O. Kuntman
40:4
5
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٥
Kezzebet kablehum kavmu nûhın vel ahzâbu min ba’dıhım ve hemmet kullu ummetin bi resûlihim li ye’huzûhu ve câdelû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka fe ehaztuhum, fe keyfe kâne ıkâb(ıkâbi).
Onlardan önce Nuh kavmi de -peygamberlerini- yalanladı. Sonraki ümmetler de! Her ümmet kendi peygamberini yakalamaya yeltendi; (öldürmeye teşebbüs etti, hatta öldürenler de oldu) hakkı batılla yok etmek için mücadele de etti. (Şirk ve küfürde direndi, bu yüzden) En sonunda ben de onları kıskıvrak yakaladım! (Cezalarını verdim) Azabım nasılmış? (Harabeleri göz önünde, onlar görsün de ibret alsınlar)— O. Kuntman
40:5
6
وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ٦
Ve kezâlike hakkat kelimetu rabbike alellezîne keferû ennehum ashâbun nâr(nâri).
Böylece, kâfirlerin cehennem ehli olduklarına dair Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşti.— O. Kuntman
40:6
7
اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٧
Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi).
(Müminlere gelince) Arş'ı taşıyan melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler ve müminlerin de bağışlanmasını dileyerek: "Ey Rabbimiz!.. Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır, tevbe eden, senin yoluna tabi olan kullarım bağışla, onları cehennem azabından koru."— O. Kuntman
40:7
8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ ٨
Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
"Ey Rabbimiz!.. Onları, vadettiğin Adn cennetlerine erdir, babalarından, eşlerinden, soylarından sâlih olanları da!.. Kuşkusuz, her şeye gücü yeten, hüküm ve hikmet sahibi olan ancak Sensin Sen."— O. Kuntman
40:8
9
وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٩
Vekıhimus seyyiât(seyyiâti), ve men tekıs seyyiâti yevme izin fe kad rahimteh(rahimtehu) ve zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
"Onları kötülüklerden koru!.. Çünkü sen kimi, -dünyada- korur isen, kuşkusuz o gün -ahirette- ona rahmet etmiş olursun. en büyük kurtuluş da ise budur!" derler.— O. Kuntman
40:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ ٠١
İnnellezîne keferû yunâdevne le maktullâhi ekberu min maktikum enfusekum iz tud’avne ilel îmâni fe tekfurûn(tekfurûne).
Kâfirlere ise: "Şüphe yok ki, Allah’ın gazabı, sizin kendinizi kınamanızdan elbette daha büyüktür. Çünkü siz dünyada imana davet edildiğiniz halde, küfürde direnip duruyordunuz” diye nida ederler.— O. Kuntman
40:10
11
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١
Kâlû rabbenâ emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terefnâ bi zunûbinâ fe hel ilâ hurûcin min sebîl(sebîlin).
Bunun üzerine onlar; Rablerine yalvarırlar ve: "Ey Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik (pişman olduk) Şimdi (bu ateşten) çıkmaya bir yol var mı?” (bizi geri dünyaya göndersen) derler.— O. Kuntman
40:11
12
ذٰلِكُمْ بِاَنَّـهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ ٢١
Zâlikum bi ennehû izâ duiyallâhu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu’minû, fel hukmu lillâhil aliyyil kebîr(kebîri).
(O zaman onlara; azaptan kurtulamazsınız) Bunun sebebi, "Yalnız Allah'a ibadete davet olunduğunuz zaman inkâr etmeniz, O'na ortak koşulduğunda ise tasdik etmenizdir. Artık hüküm yücelerin yücesi olan Allah’ındır" diye nida olunur.— O. Kuntman
40:12
13
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقاًۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Huvellezî yurîkum âyâtihî ve yunezzilu lekum mines semâi rızkâ(rızkan), ve mâ yetezekkeru illâ men yunîb(yunîbu).
(Ey insanlar) Size ayetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O'dur. Bununla beraber o ayetlerden Allah'a yönelenlerden başkası ibret almaz.— O. Kuntman
40:13
14
فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ٤١
Fed’ûllâhe muhlisîne lehud dîne ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
(Ey iman edenler) Kâfirlerin hoşuna gitmese de, Allah’a ihlas ile dua edin.— O. Kuntman
40:14
15
رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُوالْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ ٥١
Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten (kullarına derece derece yüksek manevi makamlar ihsan eden) Arş’ın sahibi olan Allah, -ümmetini kıyamet günü ile uyarsın diye- dilediği kuluna, emrinden olan vahyi indirir.— O. Kuntman
40:15
16
يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ٦١
Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).
O gün onlar (kabirlerinden fırlayıp) çıkarlar, onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Allah, "Bu gün hükümranlık kimindir?'' buyurur. (Melekler tarafından): "Bir olan, her şeye gücü yeten, kahhâr olan Allah’ındır! (diye nida olunur)— O. Kuntman
40:16
17
اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٧١
El yevme tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet, lâ zulmel yevm(yevme), innallâhe serîul hisâb(hisâbi).
Bu gün herkese, -dünyada- kazandığının karşılığı verilir. Bu gün haksızlık yoktur. (Hak ve adaletle hükmolunur) Şüphe yok ki Allah hesabı pek çabuk görendir!— O. Kuntman
40:17
18
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ ٨١
Ve enzirhum yevmel âzifeti izil kulûbu ledel hanâciri kâzımîn(kâzımîne), mâ liz zâlimîne min hamîmin ve lâ şefîin yutâu.
(Ey Muhammed) Müşrikleri, yaklaşan gün -kıyamet günü- ile uyar. Ki o zaman dehşetten yürekleri ağızlarına gelecek, yutkunup duracaklardır. O gün zalimlerin ne bir dostu vardır, ne de -sözü geçerli- bir şefaatçisi.— O. Kuntman
40:18
19
يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ٩١
Ya’lemu hâinetel a’yuni ve mâ tuhfîs sudûr(sudûru).
Allah gözlerin hain bakışını (bir kulun diğer birine kötü maksatla nazar atfettiğini) ve kalplerin gizlediğini (kalplerde gizlenen niyetleri) de bilir.— O. Kuntman
40:19
20
وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟ ٠٢
Vallâhu yakdî bil hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yakdûne bi şey’in, innallâhe huves semîul basîr(basîru).
Allah hak ve adaletle hükmeder, O'nu bırakıp taptıkları nesneler ise, (hiçbir şeye tasarruf edemedikleri gibi) hiçbir şeye de hükmedemezler. Şüphe yok ki Allah, her şeyi hakkıyle işitendir, her şeyi hakkıyle görendir.— O. Kuntman
40:20
21
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ١٢
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkibetullezîne kânû min kablihim, kânû hum eşedde min hum kuvveten ve âsâran fîl ardı fe ehazehumullâhu bi zunûbihim ve mâ kâne lehum minallâhi min vâk(vâkın).
Onlar yeryüzünde, -kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görüp ibret almak için- gezip dolaşmadılar mı? Ki o ümmetler kendilerinden daha kuvvetli ve yeryüzünde daha çok eser bırakan kimselerdi. Böyle iken Allah onları, günahları yüzünden yakaladı. (Cezalarını verdi) Allah’ın azabından onları koruyan da olmadı!— O. Kuntman
40:21
22
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢٢
Zâlike bi ennehum kânet te’tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe keferû fe ehazehumullâh(ehazehumullâhu), innehu kaviyyun şedîdul ikâb(ikâbi).
Bu azap onların başına, -Peygamberleri kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde, -küfürde direnmeleri yüzünden geldi. Allah da onları cezalandırdı. Şüphe yok ki Allah, eşsiz kuvvet sahibi ve azabı çok çetin olandır.— O. Kuntman
40:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٣٢
Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubîn(mubînin).
23,24. And olsun ki biz Musa’yı, -Firavun'a, Haman'a ve Karun'a- ayetlerimizle ve mucizelerimizle gönderdik de, "Bu, yalancı sihirbazın biridir" dediler.— O. Kuntman
40:23
24
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٤٢
İlâ fir’avne ve hâmâne ve kârûne fe kâlû sâhirun kezzâb(kezzâbun).
23,24. And olsun ki biz Musa’yı, -Firavun'a, Haman'a ve Karun'a- ayetlerimizle ve mucizelerimizle gönderdik de, "Bu, yalancı sihirbazın biridir" dediler.— O. Kuntman
40:24
25
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٥٢
Fe lemmâ câehum bil hakkı min indinâ kâlûktulû ebnâellezîne âmenû meahu vestahyû nisâehum, ve mâ keydul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
O, katımızdan kendilerine hakk'ı getirince onlar Musa ile beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. (Oysa) kâfirlerin düzeni heder olmaktan başka bir işe yaramaz. (Nitekim yaramadı)— O. Kuntman
40:25
26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٦٢
Ve kâle fir’avnu zerûnî aktul mûsâ vel yed’u rabbeh(rabbehu), innî ehâfu en yubeddile dînekum ev en yuzhire fîl ardıl fesâd(fesâde).
Firavun (Musa'yı öldürmeye yeltendi ve) "Beni -serbest- bırakın da Musa’yı öldüreyim, varsın o, Rabbine yalvarsın. (Bakalım Rabbi onu kurtaracak mı?) Onun sizin dininizi değiştirmesinden ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum " deyince,— O. Kuntman
40:26
27
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٧٢
Ve kâle mûsâ innî uztu bi rabbî ve rabbikum min kulli mutekebbirin lâ yû’minu bi yevmil hisâb(hisâbi).
Musa "Ben; hesap gününe inanmayan, büyüklük taslayarak böbürlenen her kimseden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım" diye cevap verdi.— O. Kuntman
40:27
28
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٨٢
Ve kâle raculun mû’minun min âli fir’avne yektumu îmânehû e taktulûne raculen en yekûle rabbiyallâhu ve kad câekum bil beyyinâti min rabbikum, ve in yeku kâziben fe aleyhi kezibuh(kezibuhu), ve in yeku sâdikan yusibkum ba’dullezî yeidukum, innallâhe lâ yehdî men huve musrifun kezzâb(kezzâbun).
O zaman, Firavun hanedanından olup da, imanını gizleyen mümin bir adam ortaya çıktı ve "Siz, -Rabbim Allah'tır- dedi diye onu öldürecek misiniz? Oysa o size Rabbinizden mucizeler getirmiştir. Eğer o yalancı ise, yalanı kendisinedir, fakat sözü doğru bir kimse ise, sizi uyardığı belâların bir kısmı olsun başınıza gelebilir. Muhakkak ki Allah, haddi aşan yalancı bir kimseyi hidayete erdirmez. (Eğer o, yalancı olsaydı, öyle mucizeler onun vasıtasıyle zuhura gelmezdi)— O. Kuntman
40:28
29
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ٩٢
Yâ kavmi lekumul mulkul yevme zâhirîne fîl ardı fe men yensurunâ min be’sillâhi in câenâ, kâle fir’avnu mâ urîkum illâ mâ erâ ve mâ ehdîkum illâ sebîler reşâd(reşâdi).
Ey kavmim, bu gün mülk sizindir, yeryüzünde sizler hükümransınız. Fakat Allah’ın gazabı bize gelip çatarsa, bize kim yardım edebilir" diyerek onları uyardı. Bunun üzerine Firavun: "Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve size doğru yolu gösteriyorum" dedi. (Böylece çekindi, Musa'yı öldürmeye cesaret edemedi.)— O. Kuntman
40:29
30
وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ٠٣
Ve kâlellezî âmene yâ kavmi innî ehâfu aleykum misle yevmil ahzâb(ahzâbi).
30,31. O mümin kul (ise uyarılarını şöyle sürdürdü ve) "Ey kavmim doğrusu ben -Nuh kavmine, Ad ve Semud kavmine ve onlardan sonra gelen ümmetlere olduğu gibi -sizin başınıza da öyle bir günün azabının çökmesinden korkuyorum. Allah kullarına elbette zulmetmek istemez! (Fakat hak davetini kabul etmeyip, şirk ve küfürde direnenlere elbette, cezalarını verir)— O. Kuntman
40:30
Yükleniyor...
Mümin
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle