Muhammed 38 Ayet Medine · محمد
47

Muhammed

Muhammed · Medine
47
Muhammed · Medine
محمد
38
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلَّذ۪ينَ كَـفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ اَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ١
Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum.
Allah, küfredip de (halkı) Allah yolundan alıkoyanların amellerini boşa çıkarır.— O. Kuntman
47:1
2
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ ٢
Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve âmenû bi mâ nuzzile alâ muhammedin ve huvel hakku min rabbihim keffere anhum seyyiâtihim ve asleha bâlehum.
İman edip, sâlih ameller işleyen ve -Rablerinden gelen hak olan- Muhammed'e indirilene, (Kur’an'a) iman edenlerin ise, günahlarını bağışlar ve hallerini ıslah eder.— O. Kuntman
47:2
3
ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ ٣
Zâlike bi ennellezîne keferûttebeûl bâtıle ve ennellezîne âmenûttebeûl hakka min rabbihim, kezâlike yadribullâhu lin nâsi emsâlehum.
İşte (hüküm) böyledir. Çünkü kâfirler bâtıla sapmışlar, iman edenler ise Rablerinden gelen hakk'a tabi olmuşlardır. Allah insanlara -ibret almaları için-kendi durumlarından böyle örnekler verir.— O. Kuntman
47:3
4
فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ ٤
Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.
(Ey iman edenler, halkı Allah yolundan alıkoyanlarla, -İslam uğruna- savaşmanız da gerekecektir, savaşta) Kâfirlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun! (Esir almayı düşünmeyin) Ancak onlara üstün geldiğinizde esir alın. Yeter ki -düşman bozulsun- silahlarını bırakmış olsun. Savaş sona erdiğinde de, -esirleri- ya karşılıksız, ya da bir bedel karşılığı serbest bırakın. İşte emir budur. Eğer Allah dileseydi elbet onlardan -savaşsız da- intikam alırdı, savaşı emretmesi, sizi birbirinizle imtihan etmek içindir. (Ki sizden öldürülenleri cennete, kâfirleri ise cehenneme soksun. Sizin hak yolunda sabır ve sebâtınız ve gerektiğinde canınızı bile verebileceğiniz ortaya çıksın) O kimseler ki, Allah yolunda (savaşmış ve) şehit düşmüşlerdir. Allah elbette onların amellerini zayi etmez!— O. Kuntman
47:4
5
سَيَهْد۪يهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْۚ ٥
Seyehdîhim ve yuslihu bâlehum.
Allah, yolunda savaşanları hidayete erdirecek ve onların hallerini ıslah edecektir.— O. Kuntman
47:5
6
وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ ٦
Ve yudhıluhumul cennete arrefehâ lehum.
Şehit düşenleri, cennete (ebedi saadet yurduna) kavuşturacaktır!.. Ki onu (o cenneti) kendilerine müjdelemiştir.— O. Kuntman
47:6
7
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ ٧
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum.
Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. (Savaş alanlarında kalblerinize cesaret verir, yardım eder muzaffer kılar)— O. Kuntman
47:7
8
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَتَعْساً لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ ٨
Vellezîne keferû fe tağsen lehumve edalle a’mâlehum.
Kâfirlere gelince, onların da hakkı yıkımdır. (Yenilgi ve perişanlıktır) Allah, onların bütün amellerini heder eder! (Boşa çıkarır)— O. Kuntman
47:8
9
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ ٩
Zâlike bi ennehum kerihû mâ enzelallâhu fe ahbeta a’mâlehum.
Çünkü onlar Allah’ın indirdiğini çirkin gördüler. (Ayetlerini yalan, Peygamberinin davetini hiçe saydılar, ahirete iman etmediler) İşte bundan ötürü Allah da, onların amellerini heder eder! (İman en büyük sevaptır, o olmayınca, iyilik dahi yapmış olsalar amel defterleri sevaptan yoksun kalır)— O. Kuntman
47:9
10
اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۘ وَلِلْكَافِر۪ينَ اَمْثَالُهَا ٠١
E fe lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, demmerallâhu aleyhim ve lil kâfirîne emsâluhâ.
Onlar yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmediler mi ki, Allah onları yerle bir etmiştir; işte o kâfirlere de, onun benzeri vardır!— O. Kuntman
47:10
11
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟ ١١
Zâlike bi ennallâhe mevlellezîne âmenû ve ennel kâfirîne lâ mevlâ lehum.
İşte (hüküm) böyledir. (Hiç mümin ile kâfirin sonları bir olur mu?) Allah iman edip, sâlih ameller işleyenlerin yardımcısıdır, kâfirlere gelince onların hiçbir yardımcısı yoktur! (Ki onlardan bu dünyada azabı, ahirette cezayı bertaraf edebilsin)— O. Kuntman
47:11
12
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ ٢١
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), vellezîne keferû yetemetteûne ve ye’kulûne kemâ te’kulul en’âmu ven nâru mesven lehum.
Şüphe yok ki Allah, iman edip, sâlih ameller işleyenleri, ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Kâfirlere gelince, dünyada- zevk ve sefa sürerler, hayvanlar gibi yerler ve içerler, -ahirette- onların varacağı yer ise cehennem ateşidir.— O. Kuntman
47:12
13
وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّت۪ٓي اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ ٣١
Ve keeyyin min karyetin hiye eşeddu kuvveten min karyetikelletî ahrecetke, ehleknâhum fe lâ nâsıra lehum.
(Ey Muhammed) Seni yurdundan çıkaran belde halkından, çok daha kuvvetli nice belde halkı vardı ki, biz onları helâk ettik de onlara yardım eden çıkmadı!— O. Kuntman
47:13
14
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ٤١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ke men zuyyine lehu sûu amelihî vettebeû ehvâehum.
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimseler (peygamber ve ona tabi olan müminler) ile o kötü ameli (peygamberi yurdundan çıkarma işi, şeytan tarafından) kendisine süslü gösterilip de, hevâ ve heveslerine uyan kimselerin sonları, birbirlerine eşit olur mu? (Elbette ki bir olmaz)— O. Kuntman
47:14
15
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ ف۪يهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَم۪يماً فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ ٥١
Meselul cennetilletî vuidel muttekûn(muttekûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muh(ta’muhu), ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiretun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.
Takva ehline va'd olunan cennette, tertemiz sudan ırmaklar, ekşimeyen sütten ırmaklar, lezzetli şuruplardan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır, orada her türlü meyve onlarındır, üstelik Rablerinden bağışlanma da vardır. Hiç bu cennetliklerin durumu, o sonsuza dek cehennemde kalan, bağırsaklarını parça parça eden kaynar sudan içirilen kâfirlerin durumuna benzer mi? (Müşrikler bu uyarılardan hiç ibret almazlar mı?)— O. Kuntman
47:15
16
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِــعُ اِلَيْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفاً۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ٦١
Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ(ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.
Onların arasında öyle kimseler vardır ki, seni dinler görünürler, oysa yanından çıkınca, kendilerine ilim verilenlere (ashabın âlimlerine alaylı bir tarzda) "Az önce o ne söyledi?" diye sorarlar. İşte o kimseler. (Manevi işitme yeteneklerini yitirmiş) Allah’ın kalplerini mühürlediği, hevâ heveslerinin peşinde koşan kimselerdir!— O. Kuntman
47:16
17
وَالَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ ٧١
Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.
Doğru yolda olan müminlere gelince, Allah onların hidayetini artırır, takva ehli olmalarını sağlar.— O. Kuntman
47:17
18
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ ٨١
Fe hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteh(bagteten), fe kad câe eşrâtuhâ, fe ennâ lehum izâ câethum zikrâhum.
O kâfirler hala, kıyamet saatının ansızın kendilerine gelip çatmasından başka bir şey mi bekliyorlar? Kuşkusuz onun alametleri belirmiştir.(Cenab-ı Hak insanlara son Peygamber’ini göndermiş, imana gelmeleri sâlih ameller işlemeleri için son bir imkan tanımıştır) O saat geldiğinde pişman olup, tevbeye koşmaları hiçbir yarar sağlar mı ?— O. Kuntman
47:18
19
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ۟ ٩١
Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.
(Ey Muhammed) Bil (ve ümmetine bildir) ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendinin, hem de, mümin erkeklerle mümin kadınların günahı için Allah'tan bağışlanma dile.— O. Kuntman
47:19
20
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ ٠٢
Ve yekûlullezîne âmenû lev lâ nuzzilet sûreh(sûretun), fe izâ unzilet sûretun muhkemetun ve zukire fî hel kıtâlu re’eytellezîne fî kulûbihim maradun yanzurûne ileyke nazaral magşiyyi aleyhi minel mevt(mevti), fe evlâ lehum.
(Ey Muhammed, ümmetinin içinde gerçekten iman etmiş olanlar bulunduğu gibi, öyle görünen iki yüzlüler de vardır, nitekim) İman etmiş olanlar sana; "Keşke cihad hakkında bir sure indirilseydi" (de bizi yurdumuzdan çıkaran o kâfirlere haddini bildirseydik. Allah yolunda savaşsaydık) dediler. Hükmü açık bir sure (Muhammed Suresi) indirilip de, savaştan söz edilince, (onlar çok sevindiler) ama kalplerinde hastalık olanların (münafıkların) sana, -ölüm kapıya dayanmış gibi- korkuyla baktıklarını görürsün. Onlar helâk olmayı hak etmiş kimselerdir, korktukları başlarına gelsin!— O. Kuntman
47:20
21
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ ١٢
Tâatun ve kavlun ma’rûf(ma’rûfun), fe izâ azemel emr(emru), fe lev sadekûllâhe le kâne hayran lehum.
(Oysa onların görevi, Rablerinin emrine) itaat ve güzel sözdü! (Baş üstüne, demekti) İş ciddiye bindiğinde, Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.— O. Kuntman
47:21
22
فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ ٢٢
Fe hel aseytum in tevelleytum en tufsidû fîl ardı ve tukattıû erhâmekum.
(Ey münafıklar, demek ki siz cihaddan kaçtığınız gibi, imandan küfre de) Dönebilirsiniz, yeryüzünde bozgunculuk yapıp, akrabalık bağlarınızı da kesebilirsiniz. (Sizden her şey umulur)— O. Kuntman
47:22
23
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ ٣٢
Ulâikellezîne leanehumullâhu fe esammehum ve a’mâ ebsârehum.
İşte bunlar, Allah'ın rahmetinden kovduğu, kulaklarını sağır gözlerini kör ettiği kimselerdir.— O. Kuntman
47:23
24
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا ٤٢
E fe lâ yetedebberûnel kur’âne em alâ kulûbin akfâluhâ.
Öyle olmasa Kur'an'ı hiç düşünmezler miydi? (Yapılan uyarılardan hiç ibret almazlar mıydı?) Yoksa kalblerinin üzerinde kilitler mi var? (Evet var!.. Nitekim Nahl suresinin 108. ayetinde: "Allah onların kalbleri üzerine mühür vurdu" buyurulmuştur)— O. Kuntman
47:24
25
اِنَّ الَّذ۪ينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَىۙ الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْۜ وَاَمْلٰى لَهُمْ ٥٢
İnnellezînerteddû alâ edbârihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hudeş şeytânu sevvele lehum ve emlâ lehum.
Şüphe yok ki, (İslam kisvesi altına sığınıp) kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, imandan küfre dönen o iki yüzlüleri, şeytan aldatarak boş umudlar vermiştir.— O. Kuntman
47:25
26
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُط۪يعُكُمْ ف۪ي بَعْضِ الْاَمْرِۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ ٦٢
Zâlike bi ennehum kâlû lillezîne kerihû mâ nezzelallâhu senutîukum fî ba’dil emr(emri), vallâhu ya’lemu isrârehum.
Nitekim onlar, Allah’ın indirdiğini çirkin görenlere (Kur'an'a karşı düşmanlık besleyen müşriklere) "Biz size bazı hususlarda itaat edeceğiz. (Müslümanları cihaddan alıkoyarak size yardım edeceğiz) dediler. Oysa Allah onların gizli konuştukları her şeyi elbette bilir.— O. Kuntman
47:26
27
فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ ٧٢
Fe keyfe izâ teveffethumul melâiketu yadribûne vucûhehum ve edbârehum.
(Onlar ahirete inanmazlar ama) Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nice olacak?— O. Kuntman
47:27
28
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَٓا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ۟ ٨٢
Zâlike bi ennehumuttebeû mâ eshatallâhe ve kerihû rıdvânehu fe ahbeta a’mâlehum.
İşte (hüküm) böyledir. Çünkü onlar, Allah’ın gazabını üzerlerine çeken şeylerin ardınca seve seve gittiler de, O'nu hoşnud kılacak şeylerden hiç hoşlanmadılar. İşte Allah bu yüzden, bütün amellerini boşa çıkardı. (Amel defterleri sevaptan yoksun kaldı)— O. Kuntman
47:28
29
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ ٩٢
Em hasibellezîne fî kulûbihim maradun en len yuhricallâhu adgânehum.
Yoksa kalplerinde hastalık olanlar (o münafıklar) Allah’ın -kalblerinde gizledikleri- kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?— O. Kuntman
47:29
30
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۜ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ ف۪ي لَحْنِ الْقَوْلِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ ٠٣
Ve lev neşâu le ereynâkehum fe le areftehum bi sîmâhum ve le ta’rifennehum fî lahnil kavl(kavli), vallahu ya’lemu a’mâlekum.
(Ey Muhammed) Eğer biz dileseydik onları (münafıkları tek tek) sana gösterirdik. Sen de onları yüzlerinden tanırdın. Muhakkak ki sen (zaten) onları, konuşma tarzlarından tanırsın! (Güzel konuşurlar ama yalan söylerler, sözlerinde durmazlar. Ey insanlar) Allah, yaptığınız her şeyi bilir.— O. Kuntman
47:30
Yükleniyor...
Muhammed
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle