Neml 93 Ayet Mekke · النمل
27

Neml

Karınca · Mekke
27
Karınca · Mekke
النمل
93
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١
Tâ sîn, tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn(mubînin).
Ta. Sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık (delillerle dolu) kitabın ayetleridir.— O. Kuntman
27:1
2
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢
Huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
Müminler için birer hidayet rehberi ve müjdedir;— O. Kuntman
27:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn(yûkınûne).
O müminler ki; namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de gönülden inanırlar.— O. Kuntman
27:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn(ya’mehûne).
Ahirete inanmayanlara gelince; (ahiret yurdunu inkar etmelerinin cezası olarak) yaptıkları (kötü) amelleri kendilerine süslü, güzel gösteririz. (Çirkin şeyleri seve seve yaparlar, haram helal tanımazlar, dinsizliklerini bir hüner sanırlar, böylece sapıklıkları içinde) şaşkın şaşkın dolanıp dururlar.— O. Kuntman
27:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥
Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
Onlar öyle kimselerdir ki, (dünyada) azabın en kötüsü onlar içindir (gün gelir çeşitli belalar onları yakalar, bir türlü kalp huzuru bulamazlar) Ahirette ise onlar, en çok hüsrana düşenlerin ta kendileridir.— O. Kuntman
27:5
6
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦
Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm(alîmin).
Şüphe yok ki sen Kur'an'ı; her şeyi hakkıyle bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah katından almaktasın.— O. Kuntman
27:6
7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧
İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ(nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn(tastalûne).
(Musa a.s. bir vakit, ailesiyle giderken Tuva vadisinde fırtınalı bir gecede yolu kaybetmiş, çakmak taşı çakmamıştı. Bunun üzerine) Musa ailesine; "Ben bir ateş gördüm; gidip size oradan ya (yol ile ilgili) bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getireyim" dedi.— O. Kuntman
27:7
8
فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Oraya vardığında ona; "Hem ateşin yanında olan sen hem de ateşin çevresinde bulunanlar (Melekler) mübarek kılınmıştır, alemlerin Rabbi olan Allah (ise noksan sıfatlardan) münezzehtir! (O'nun; ateşten semaya yükselen nur ile ilgisi yoktur)— O. Kuntman
27:8
9
يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩
Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu).
Ey Musa, gerçek şu ki; Ben, her şeye gücü yeten, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım!.— O. Kuntman
27:9
10
وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ٠١
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
“Asanı yere at!.." diye nida buyuruldu. Musa; asasını yere attığında onun yılan gibi hareket ettiğini görünce korkarak kaçmaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona; "Ey Musa, korkma!.. Benim katımda peygamberler (hiçbir şeyden) korkmazlar. (Ben şimdi sana peygamberlik veriyorum, peygamberlere böyle vahyedildiği sırada korkmak yaraşmaz.)— O. Kuntman
27:10
11
اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١
İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm(rahîmun).
Fakat zulmeden başka!.. (Ufak dahi günah işlemiş olsa korkar, çünkü sorumluluğu var) Eğer o, yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki Ben, çok bağışlayanım ve çok merhametli olanım!.. (Sen de bir günah işledim diye korkuyorsan, korkma, bağışladım)— O. Kuntman
27:11
12
وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٢١
Ve edhıl yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’ı âyâtin ilâ fir’avne ve kavmih(kavmihî), innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
Ve elini koynuna sok da; elin kusursuz ve bembeyaz çıksın!.. (Bu ikisinin içinde bulunduğu) Dokuz mucize ile, Firavun ve kavmine git!.. (Onları doğru yola davet et) Çünkü onlar bozgunculuk yapan bir kavim oldular!.. 'buyurdu.— O. Kuntman
27:12
13
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ٣١
Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Vaktâ ki onlara; (Firavun ile kavmine, Musa'yı destekleyen) mucizelerimiz aşikar olarak geldi: "Bu ancak apaçık bir büyüdür" dediler.— O. Kuntman
27:13
14
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤١
Ve cehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum zulmen ve uluvvâ(uluvven), fenzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn(mufsidîne).
Mucizelerimizin (sihir olmayıp, ilahi bir kudret eseri) mucize olduğuna tam bir kanaat getirdikleri halde; sırf zulüm ve kibirlerinden dolap. (Musa'nın hak davetini) inkar ettiler!.. (Ey Muhammed, bak o bozguncuların sonu nice oldu. Senin hak davetini yalan sayanlar da, elbet bir gün böyle perişan olacaklardır)— O. Kuntman
27:14
15
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥١
Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ(ilmen), ve kâlal hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn(mu’minîne).
Andolsun ki Biz; Davud'a ve Süleyman'a (katımızdan) ilim verdik!.. İkisi de; "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün tutan Allah'a hamdolsun" dediler.— O. Kuntman
27:15
16
وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ٦١
Ve varise suleymânu dâvûde ve kâle yâ eyyuhen nâsu ullimnâ mentıkat tayrı, ve ûtînâ min kulli şey’(şey’in), inne hâzâ le huvel fadlul mubîn(mubînu).
Ve Süleyman, (peygamberlikte) Davud'a varis oldu!. O zaman; "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve (hem nübüvvet, hem de hükme ait) her şeyden verildi. Elbette bunlar -Rabbimizden- apaçık bir lütuftur" dedi.— O. Kuntman
27:16
17
وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٧١
Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Süleyman'ın; cinlerden, insanlardan ve kuşlardan (oluşan) orduları toplandı. Bunların tümü; (onun tarafından) düzenli olarak sevk ve idare olunuyordu.— O. Kuntman
27:17
18
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٨١
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Karınca vadisine geldiklerinde bir karınca "Ey karıncalar, yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkına varmadan sakın sizi ezmesin" diyerek onları uyardı.— O. Kuntman
27:18
19
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ٩١
Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).
Karıncanın bu sözü üzerine, Süleyman tebessüm etti ve "Ey Rabbim; bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde ve hoşnud olacağın şeyi (peygamberlik görevimi) yapmakta beni muvaffak eyle ve rahmetinle beni sâlih kullarının arasına kat" diyerek dua ve niyazda bulundu.— O. Kuntman
27:19
20
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٠٢
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ eral hudhude em kâne minel gâibîn(gâibîne).
(Süleyman sonra) Kuşları gözden geçirdi, "Hüdhüd de nerede? Onu göremiyorum; yoksa kayıplara mı karıştı?— O. Kuntman
27:20
21
لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَاباً شَد۪يداً اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ١٢
Le uazzibennehu azâben şedîden ev le ezbehannehû ev le ye’tiyennî bi sultânin mubîn(mubînin).
Eğer o (mazeretini kanıtlayan) kuvvetli bir delil getirmeyecek olursa, ya ona azap ederim, ya da keserim" dedi.— O. Kuntman
27:21
22
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ٢٢
Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn(yakînin).
Çok geçmeden Hüdhüd geldi ve “Ey Süleyman; senin bilmediğin bir şeyi öğrendim!.. Sana Sebe'den doğru (ve çok önemli) bir haber getirdim."— O. Kuntman
27:22
23
اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٣٢
İnnî vecedtumreeten temlikuhum ve ûtiyet min kulli şey’in ve lehâ arşun azîm(azîmun).
"O belde halkına hükmeden ve (ordu, mühimmat gibi) her şeyden kendisine bolca verilmiş olan ve büyük bir taht'a da sahip olan bir kadın buldum."— O. Kuntman
27:23
24
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٤٢
Vecedtuhâ ve kavmehâ yescudûne liş şemsi min dûnillâhi ve zeyyene lehümuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli fe hum lâ yehtedûn(yehtedûne).
"Ayrıca; onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm ki, şeytan onlara; yaptıklarını güzel göstermiş ve onları doğru yoldan saptırmıştır; bu yüzden onlar doğru yolu bulamıyorlar."— O. Kuntman
27:24
25
Secde
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٥٢
Ellâ yescudû lillâhillezî yuhriculhab’e fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tuhfûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
"(Şeytan bu işi; , onların) Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, (insanların) gizlediği ve açıkladığı herşeyi bilen Allah'a secde etmelerini engellemek için yapıyor."— O. Kuntman
27:25
26
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٦٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm(azîmi).
"(Oysa) o büyük arş'ın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur" diyerek kuvvetli bir mazeret beyan etti!..— O. Kuntman
27:26
27
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧٢
Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn(kâzibîne).
Bunun üzerine Süleyman, "Bakalım, doğru mu söyledin; yoksa yalancılardan mı oldun? (şimdi belli olacak.)”— O. Kuntman
27:27
28
اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٨٢
İzheb bi kitâbî hâzâ fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur mâzâ yerciûn(yerciûne).
“Şu mektubu götür, kendilerine bırak!.. Sonra da bir tarafa çekil. Bak ki, neye karar verecekler!" diye emretti.— O. Kuntman
27:28
29
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٩٢
Kâlet yâ eyyuhel meleu innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm(kerîmun).
(Mektubu alıp okuyan Sebe Melike'si korkuya kapıldı ve) "Ey ileri gelenler; bana çok önemli bir mektup bırakıldı.”— O. Kuntman
27:29
30
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٠٣
İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm(rahîmi).
“Çünkü o mektup; Süleyman’dandır ve "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" başlamaktadır.”— O. Kuntman
27:30
Yükleniyor...
Neml
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle