Fatır 45 Ayet Mekke · فاطر
35

Fatır

Yaratan · Mekke
35
Yaratan · Mekke
فاطر
45
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١
Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer.; dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. (*) Allah, yaratmada dilediği kadar yaratır. (**) Şüphe yok ki Allah, her şeye kâdirdir. (***)— O. Kuntman
35:1
2
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢
Mâ yeftehillâhu lin nâsi min rahmetin fe lâ mumsike lehâ, ve mâ yumsik fe lâ mursile lehu min ba’dih(ba’dihî), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah'ın insanlara açtığı herhangi bir rahmeti tutacak (engelleyecek hiçbir kuvvet) yoktur. Tutup göndermediği rahmeti de hiçbir güç salıveremez. Her şeye gücü yeten,, hüküm ve hikmet sahibidir O.— O. Kuntman
35:2
3
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣
Yâ eyyuhen nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tû’fekûn(tû’fekûne).
Ey insanlar, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. (Ki aslında rızkınızı ihsan buyuran O’dur. O'ndan gayrisi ise, rızkınızı size ileten birer vasıtadırlar) Allah’tan başka sizi gökten ve yerden rızıklandıracak bir yaratıcı var mı? (Elbette ) O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. O halde (ey müşrikler) nasıl oluyor da (imandan küfre) çevriliyorsunuz.! (Şeytana uyup da hiç bir işe yaramayan putlarınızdan meded umabiliyorsunuz)— O. Kuntman
35:3
4
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤
Ve in yukezzibûke fe kad kuzzibet rusulun min kablik(kablike), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
(Ey Muhammed, o kâfirler) Seni yalanlıyorlarsa (aldırma, sabret) senden önceki peygamberler de yalancı sayılmışlardı. (Birçok eziyetlere uğramışlardı, fakat sabrederek selamete erdiler) Bütün işler ancak Allah'a döndürülür. (Allah onların cezalarını muhakkak verir.)— O. Kuntman
35:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥
Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar, Allah’ın va'di (kıyamet) şüphe yok ki haktır, (elbette gerçekleşecektir) O halde dünya hayatı sizi aldatmasın. (Dünyanın geçici zevk ve sefası sizi, sâlih ameller işlemekten yoksun bırakmasın) Ve şeytan sizi Allah(ın affına güvendirmek sureti) ile aldatmasın!— O. Kuntman
35:5
6
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦
İnneş şeytâne lekum aduvvun fettehızûhu aduvvâ(aduvven), innemâ yed’û hızbehu li yekûnû min ashâbis seîr(seîri).
Kuşkusuz şeytan, sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. (Vesveselerine kulak vermeyin, doğru yoldan ayrılmayın, onun peşinden gitmeyin, biliniz ki) O, yandaşlarını ancak cehennem ehlinden olmaya çağırır.— O. Kuntman
35:6
7
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧
Ellezîne keferû lehum azâbun şedîd(şedîdun), vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
İşte o kimseler ki (şeytanın peşinden giderek) kâfir oldular, onlara elbette şiddetli bir azap vardır. İman edip, sâlih ameller işleyenler ise, bağışlanma ve büyük bir mükafata hak kazanmışlardır.— O. Kuntman
35:7
8
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨
E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe reâhu hasenâ(hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserât(haserâtin), innallâhe alîmun bimâ yesneûn(yesneûne).
Yoksa kötü ameli (şeytan tarafından) süslendirilip onu güzel gören kimse de, mükâfata ereceğini mi sanıyor? (Şeytanın bu gerçek dışı va’adlerine kanıyor, ayetlerimizi inkâr ediyor, uyarılarımızı hiçe sayıyor) Kuşku yok ki Allah dilediğini saptırır, (dünyayı ahirete şeytanın yolunu doğru yola tercih eden ve mevlası olan Rabbini unutup, düşmanı olan şeytanı dost edinen kâfiri, onun tasallutundan kurtarmaz, şeytanı serbest bırakır, şeytan vasıtasiyle onu doğru yolundan saptırır) dilediğini de hidayete erdirir, (sadece kendisine kulluk eden, emir ve yasaklarına harfiyyen riayet eden takva sahibi kullarını ise, şeytanın tasallutundan korur, doğru yoluna iletir) O halde (Ey Muhammed) o kâfirler için üzülerek kendini harap etme! (Sen tebliğ görevini yapıyorsun, onları uyarıyorsun. Onlar kötü amellerinin cezasına kavuşacaklardır.) Şüphe yok ki Allah, onların neler yaptıklarını hakkıyle bilendir.— O. Kuntman
35:8
9
وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩
Vallâhullezî, erseler rîyâha fe tusîru sehâben fe suknâhu ilâ beledin meyyitin fe ahyeynâ bihil arda ba’de mevtihâ, kezâliken nuşûr(nuşûru).
(Ey insanlar ibret alın) O'dur rüzgârı gönderen, bulutu harekete geçiren. Derken biz o bulutu (susuzluktan çorak hale gelmiş) ölü bir beldeye süreriz de, -yağan yağmurla- toprağı yeniden canlandırırız. İşte ölülerin diriltilmesi de böyle olacaktır. (İlahi kudrete nazaran bunun ondan hiç bir farkı ve güçlüğü yoktur)— O. Kuntman
35:9
10
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ٠١
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).
Kim şerefli ve haysiyetli olmayı dilerse bilsin ki bütün şan, şeref ve izzet Allah'ındır, (dünyada da Allah'ındır, ahirette de Allah'ındır. O halde insan şuna buna tapmakla kendisini zelil etmemeli, hepsini geçip Rabbine yükselmelidir) O'na ancak (tevhid kelimesi gibi) güzel sözler ulaşır, sahibini de sâlih ameller yükseltir. (Rablerini unutup) kötü amellerle tuzak kurmaya (halkı doğru yoldan saptırmaya) yeltenenlere gelince; onlar için şiddetli bir azap vardır, onların çabaları darmadağın olur, boşa gider!— O. Kuntman
35:10
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١
Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Allah sizi önce topraktan sonra nutfeden yarattı. (*) Sonra da sizleri çiftler olarak var etmiştir. (Nitekim doğan bebeklerin bir kısmı erkek bir kısmı da dişi olur.) Hiçbir dişi O'nun bilgisi olmadan ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlının ömrünün kısa mı, uzun mu olacağı (doğmadan ölmesi, az veya çok yaşaması ömrünün süresi, Allah Teâlâ’nın katındaki) kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu Allah'a göre pek kolaydır. (**)— O. Kuntman
35:11
12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٢١
Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
İki deniz (in göller, nehirler, pınarlar ile deryaların suları) eşit değildir. Bu (sular, pınarların, nehirlerin ve göllerin suları) tatlıdır, susuzluğu giderir, içilebilir. Şu (sular, deryaların, okyanusların suları ise) acıdır, içilmez. Bununla beraber, herbirinden balık tutar yersiniz ve (inci, yakut, mercan gibi) süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan nasibinizi arayıp da şükretmeniz için, (yelkenli) gemilerin denizi yarıp gittiğini görürsünüz.— O. Kuntman
35:12
13
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ٣١
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kıtmîr(kıtmîrin).
O, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokar. (Her birinin saatlerini diğerine katar) Güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır; her biri belirlenmiş bir süreye dek akıp gider.. İşte bunları yapan, Rabbiniz olan Allah'tır. Mülk (ve hükümranlık) O'nundur. O'nu bırakıp da taptıklarınız ise, bir hurma çekirdeğinin zarına bile, sahip değildirler.— O. Kuntman
35:13
14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ٤١
İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mestecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr(habîrin).
Onlara dua edip yalvarsanız, duanızı işitmezler, şayet işitecek olsalar bile size cevap veremezler, Kıyâmet gününde de, sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Her şeyden haberdar olan (Allah) gibi hiç kimse (size) haber veremez. (Bu uyarılardan ibret alın sırf Rabbinize kulluk edin, O’ndan yardım dileyin)— O. Kuntman
35:14
15
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٥١
Yâ eyyuhen nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Ey insanlar, sizler Allah’a muhtaçsınız, Allah ise ganî’dir. (Hiçbir şeye muhtaç değildir) ve hamîd'dir (övülmeye layık olan ancak O’dur)— O. Kuntman
35:15
16
اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٦١
İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Eğer dilerse sizi giderir (yok eder, yerinize) yeni bir topluluk getirir.— O. Kuntman
35:16
17
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٧١
Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
Bu elbette, Allah’a göre, hiç de güç değildir.— O. Kuntman
35:17
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨١
Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Hiç bir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez, günahı ağır basan, başkasından yardım dilese, o kişi yakını bile olsa onun günahını yüklenemez. (Ey Muhammed) Sen ancak, Rablerinden gıyaben (görmedikleri halde) korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarabilirsin. Kim (kötülüklerden sakınıp) arınırsa, ancak kendi yararına arınmış olur. Sonunda dönüş Allah'adır. (Herkes ameline göre mükafat veya ceza görecektir.)— O. Kuntman
35:18
19
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ٩١
Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru).
Kör ile gören. (Kâfir ile mümin)— O. Kuntman
35:19
20
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٠٢
Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
Karanlık ile aydınlık. (Batıl ile hak)— O. Kuntman
35:20
21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ١٢
Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
Gölge ile sıcaklık -yakıcı güneş- (cennet ile cehennem)— O. Kuntman
35:21
22
وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢
Ve mâ yestevîl ahyâu ve lel emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
Dirilerle ölüler (hidayete erenlerle, sapıklıkta direnenler) elbette eşit olmaz. Şüphe yok ki Allah, dilediği kimseye (bu uyarıları) işittirir. (Ey Muhammed) Sen kabirde olanlara (o inatçı kâfirlere hak davetini) duyuracak değilsin.— O. Kuntman
35:22
23
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٣٢
İn ente illâ nezîr(nezîrun).
Sen ancak (gelecek tehlikeleri haber vererek insanları uyaran) bir Peygambersin.— O. Kuntman
35:23
24
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٤٢
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).
Kuşku yok ki biz seni, müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik, hiç bir ümmet yoktur ki, kendilerine bir uyarıcı gelmiş olmasın.— O. Kuntman
35:24
25
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٥٢
Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme) onlardan öncekiler de; peygamberleri onlara, apaçık deliller, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar ile geldikleri halde, onları yalan saymışlardı.— O. Kuntman
35:25
26
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٦٢
Summe ehaztullezîne keferû fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Sonra da ben onları -azap ile- yakaladım. Onları cezalandırmam nasılmış? (Kavmin bilsin de bundan ibret alıp imana gelsinler)— O. Kuntman
35:26
27
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٧٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen, fe ahrecnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ, ve minel cibâli cudedun bîdun ve humrun muhtelifun elvânuhâ ve garâbîbu sûd(sûdun).
(Ey insan) Görmez misin ki Allah, gökten su indirdi, o suyla biz, türlü renkte meyveler çıkardık. Dağlarda da yol yol -beyaz, kırmızı ve siyah- çeşitli renklerde, toprak parçaları var.— O. Kuntman
35:27
28
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٨٢
Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da, böyle renkleri çeşit çeşit olanları var. (Bütün bunlar, Rabbinin eşsiz yaratma gücüne sahip olduğunun delilleri değil mi?) Allah'tan -tam anlamıyla- ancak bilgin kulları korkar. (Çünkü, Allah Teala'nın kudretinin azameti, ne kadar derin bilgiyle bilinirse, O'ndan korkup ürperme de, o kadar fazla olur) Şüphe yok ki Allah, her şeye gücü yetendir ve çok bağışlayandır.— O. Kuntman
35:28
29
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٩٢
İnnellezîne yetlûne kitâballâhi ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten yercûne ticâreten len tebûr(tebûre).
Muhakkak ki, Allah’ın kitabını (Kur’an'ı) okumaya devam edenler, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) gizli veya açık harcayanlar, hiç tükenmeyecek bir kazanç (mükâfat) umabilirler.— O. Kuntman
35:29
30
لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٠٣
Li yuveffîyehum ucûrehum ve yezîdehum min fadlih(fadlihi), innehu gafûrun şekûr(şekûrun).
(Çünkü o ihlas erbabı kullar amellerini ancak Rableri) Mükâfatlarını lütfetsin ve kereminden fazlasını ihsan buyursun diye yaparlar. (Başkasından bir ödül ummazlar) Şüphe yok ki Allah, çok bağışlayandır ve çok mükâfat ihsan edendir.— O. Kuntman
35:30
Yükleniyor...
Fatır
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle