Şura 53 Ayet Mekke · الشورى
42

Şura

Danışma · Mekke
42
Danışma · Mekke
الشورى
53
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓ ١
Hâ mim.
Ha. Mim.— O. Kuntman
42:1
2
عٓسٓقٓ۠ ٢
Ayn sin kâf.
Ayn. Sin. Kaf.— O. Kuntman
42:2
3
كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣
Kezâlike yûhî ileyke ve ilellezîne min kablikellâhul azîzul hakîm(hakîmu).
(Ey Muhammed) Her şeye gücü yeten, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah sana da, senden öncekilere de işte şöyle vahyeder. (Kullarını kıyamet günü ile şöyle uyarır)— O. Kuntman
42:3
4
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ ٤
Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel aliyyul azîm(azîmu).
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur, Yücelerin Yücesidir O!— O. Kuntman
42:4
5
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٥
Tekâdus semâvâtu yetefattarne min fevkıhinne vel melâiketu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yestagfirûne li men fîl ard(ardı), e lâ innellâhe huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
Neredeyse gökler -Rablerinin azametinden- tepelerinden çatlayacak! Melekler Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzünde bulunan müminlerin bağışlanmasını diliyorlar, şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametli olandır!— O. Kuntman
42:5
6
وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ٦
Vellezînettehazû min dûnihî evliyâllâhu hafîzun aleyhim ve mâ ente aleyhim bi vekîl(vekîlin).
(Ey Muhammed) Allah kuşkusuz, O'ndan başkasını dost edinenleri, daima gözetlemektedir, sen onların yaptıklarından sorumlu değilsin. (Rabbinden vahyolunanı tebliğe memursun)— O. Kuntman
42:6
7
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ ٧
Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevmel cem’i lâ reybe fîh(fîhi), ferîkun fîl cenneti ve ferîkun fîs saîr(saîri).
Şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun çevresinde bulunanlara (kıyamete dek bütün insanlara) gelecek tehlikeleri haber veresin, onları; hakkında hiçbir şüphe bulunmayan o toplanma günüyle uyarasın diye, sana böyle Arapça Kur'an vahyettik. (Ki o gün) onlardan kimi cennette, kimi de cehennemdedir!— O. Kuntman
42:7
8
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٨
Ve lev şâallâhu le cealehum ummeten vâhıdeten ve lâkin yudhilu men yeşâu fî rahmetih(rahmetihî), vez zâlimûne mâ lehum min velîyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Şayet Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı. (*) Fakat Allah, kimi dilerse onu hidayete erdirir, zalimlerin ise hiçbir dostu yoktur! (**)— O. Kuntman
42:8
9
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْـيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩
Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huvel velîyyu ve huve yuhyîl mevtâ ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Yoksa (bu uyarılara rağmen) müşrikler, Ondan gayrı dostlar mı edindiler? Oysa asıl dost ancak Allah'tır! Ölüleri O diriltir. (Onları tekrar hayata kavuşturur, yalnız kendisini dost edinenlere, -sonsuza dek sürecek- cennet nimetleri ihsan buyurur) Her şeye kâdirdir O!— O. Kuntman
42:9
10
وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ٠١
Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh(ilallâhi), zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb(unîbu).
(Ey Muhammed, onlara de ki) Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm Allah’ındır; işte benim Rabbim (her şeye kâdir ve her şeye hükümran olan) Allah'tır. Ben ancak O'na güvenip dayanırım, ancak O'na yönelirim.— O. Kuntman
42:10
11
فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجاًۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ ف۪يهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١١
Fâtırus semâvâti vel ard(ardı), ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ(ezvâcen), yezreukum fîh(fîhi), leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr(basîru).
Gökleri ve yeri yoktan yaratandır O!.. Size kendinizden eşler var etti, ki, bu suretle çoğalmanızı sağlıyor, O'nun ise hiçbir benzeri (dolayısıyle eşi) yoktur. Her şeyi hakkıyle işiten ve hakkıyle görendir O!— O. Kuntman
42:11
12
لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٢١
Lehu mekâlîdus semâvâti vel ard(ardı), yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Göklerin ve yerin anahtarları (hükümranlığı) O'nundur, dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını da kısar. Kuşkusuz her şeyi hakkıyle bilendir O.— O. Kuntman
42:12
13
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا وَصّٰى بِه۪ نُوحاً وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِه۪ٓ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسٰٓى اَنْ اَق۪يمُوا الدّ۪ينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا ف۪يهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِك۪ينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَب۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden; hem Nuh'a tavsiye ettiğini, (Ey Muhammed) hem sana vahyettiğimizi, hem de İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size, sizin için de şeriat (takip edilecek yol) kıldı. Allah’a ortak koşanlara ise davet ettiğin bu din ağır geldi. (de onu inkâr ettiler, senin peygamber olduğuna iman etmediler, oysa) Allah dilediğini kendisine -Peygamber- seçer ve kendisine yöneleni de, doğru yola iletir!— O. Kuntman
42:13
14
وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٤١
Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb(murîbin).
(Yahudiler, Nasrânîler gibi kitap ehli denilen eski kavimler) Kendilerine ilim -tefrikanın doğru olmadığına ait bilgi- geldiği halde sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. (Her biri kendi batıl kanaatini mezhebini ileri sürerek başkalarının inancını çürütmeye çalıştılar, böylece İslam ve Peygamberlerin birliğini bozdular, ey Muhammed) Eğer Rabbinden (onların cezalanmasının) belli bir süreye -kıyamete- dek ertelenmesine dair bir söz geçmiş olmasaydı muhakkak ki aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba varis kılınanlar da (Resulullah s.a.s.’a erişen kitap ehli de) ondan (İslam'da tefrikanın doğru olmayıp, her peygamberin hakk'ı getirdiğinden, dolayısıyla Resulullah s.a.s.'a ve Kur'an'a iman etmenin gerekli olduğundan) kuşku içindedirler! (Nitekim Beyyine suresinin 4. ayetinde: "Kendilerine kitap verilenler, kendilerine açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler" buyurulmuştur.)— O. Kuntman
42:14
15
فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ ٥١
Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).
(Ey Muhammed) Bundan dolayı (tefrikayı ortadan kaldırmak için) sen onları (ve bütün insanları İslam birliğine) davet et!.. Emrolunduğun gibi doğru ol! (Onları irşâda çalış) Onların heveslerine uyma (gerek müşriklerin, gerek kitap ehlinin çeşitli, hakka aykırı batıl arzularına tabi olma, çünkü dinin eğilmesi, tefrikanın sebebi hep heveslere tabi olmaktır, onlara uyma) ve de ki: "Ben Allah’ın indirdiği her kitaba iman ettim. (Bazısına inanıp da bazısına inanmamazlık etmem ve kuşku da duymam) ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. (Hepimizin yaratıcısı, hâkimi ve mevlâsı birdir) Bizim amellerimizin sorumluluğu bize; sizin amellerinizin sorumluluğu da size aittir. Bizimle sizin arasında (esasta) tartışılacak bir şey yoktur. (Sizi İslam'a davet ediyoruz, aramızda din kardeşliğinin gerçekleşmesine çalışıyoruz.) Allah -kıyamet gününde- hepimizi bir araya toplayacaktır. (Herkes işlediği amelin hesabını Rabbine verecektir) Dönüş ancak O'nadır!— O. Kuntman
42:15
16
وَالَّذ۪ينَ يُحَٓاجُّونَ فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُج۪يبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٦١
Vellezîne yuhâccûne fîllâhi min ba’di mestucîbe lehu huccetuhum dâhıdatun inde rabbihim ve aleyhim gadabun ve lehum azâbun şedîd(şedîdun).
Özellikle (Kitap ehli alimleri tarafından, Kur’an’ın gerçek vahiy olduğu) Kabul edildikten sonra (onların içlerinden kibir ve hasedliğe saparak bizim Peygamberimiz.... sizinkinden öncedir ve biz sizden daha hayırlıyız demek suretiyle) Allah’ın dini hakkında- tartışmaya girenlerin ortaya attığı deliller, Rableri katında geçersizdir; onların üzerine hem -dünyada- gazap, hem de -ahirette- şiddetli bir azap vardır.— O. Kuntman
42:16
17
اَللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ ٧١
Allahullezî enzelel kitâbe bil hakkı vel mîzân(mîzâne) ve mâ yudrîke lealles sâate karîb(karîbun).
Allah kitab'ı (semavi kitapları -Kur'an’ı-) ve mîzânı hak olarak indirdi. (Ki, bu sayede eşya tartıldığı gibi, ameller de tartılır ve Cenab-ı Hakk'ın hükmü ahirette ortaya çıkar, ona göre ceza verilir) Ne bilirsin belki, kıyamet saati yakındır!— O. Kuntman
42:17
18
يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٨١
Yesta’cilu bihellezîne lâ yû’minûne bihâ, vellezîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehel hakk(hakku), e lâ innellezîne yumârûne fîs sâati le fî dalâlin baîd(baîdin).
Kıyamete inanmayanlar, (alay' ederek) onun çabuk kopmasını isterler. İman edenler ise ondan korkarlar, onun muhakkak gerçekleşeceğini bilirler. (Rablerinin huzuruna alnı açık çıkabilmek, O’nun rızasını elde edebilmek için ellerinden geleni yaparlar) Haberiniz olsun ki, kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler!— O. Kuntman
42:18
19
اَللّٰهُ لَط۪يفٌ بِعِبَادِه۪ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ۟ ٩١
Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huvel kavîyyul azîz(azîzu).
Allah kullarına karşı çok lütufkârdır. Dilediğini -mümin olsun kâfir olsun- rızıklandırır. Eşsiz kuvvet ve kudret sahibi, her şeye gücü yetendir O!— O. Kuntman
42:19
20
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ ٠٢
Men kâne yurîdu harsel âhireti nezid lehu fî harsih(harsihî), ve men kâne yurîdu harsed dunyâ nû’tihî minhâ ve mâ lehu fîl âhireti min nasîb(nasîbin).
(Fakat) Kim ahiret kazancını dilerse, onun kazancını artırırız, kim de dünya kazancını dilerse, ona dünya nimetlerinden veririz ama, onun ahirette bir nasibi olmaz.— O. Kuntman
42:20
21
اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٢
Em lehum şurekâu şeraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh(bihillâhu), ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği (haram) şeyleri helal kılacak ortakları mı var? (O bir takım bâtıl inançları, putlara tapınmayı, dünyadan başka hiçbir şey düşünmemeyi, kıyamet gününü inkâr etmeyi o kâfirlere o ortakları mı kabul ettirdi) Eğer -cezalarının kıyamet gününe dek ertelenmesi sözü olmasaydı-, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphe yok ki zalimlere ahirette, çok çetin bir azap vardır.— O. Kuntman
42:21
22
تَرَى الظَّالِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِـعٌ بِهِمْۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُ ٢٢
Terez zâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû ve huve vâkıun bihim, vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî ravdâtil cennât(cennâti), lehum mâ yeşâûne inde rabbihim zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
(Ey Muhammed şimdilik sabret) Sen, o zalimlerin dünyadayken kazandıkları günahların cezası başlarına gelirken, korkudan nasıl titrediklerini elbette göreceksin. İman edip, sâlih ameller işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında diledikleri her şey onlarındır. İşte bu, en büyük lütfun ta kendisidir.— O. Kuntman
42:22
23
ذٰلِكَ الَّذ۪ي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ ف۪يهَا حُسْناًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٢
Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fîl kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ(husnen), innellâhe gafûrun şekûr(şekûrun).
İşte Allah’ın, iman edip sâlih ameller işleyen kullarına müjdelediği en büyük lütuf budur. (Ey Muhammed) De ki: "(Ey iman edenler) Ben buna -verdiğim bu müjdeye- karşı sizden akrabalık sevgisinden (“mümin müminin kardeşidir" düsturuna riayet ederek birbirinizi sevmenizden ve birbirinizi sâlih amel yapmaya teşvik ederek, Rabbinizin o en büyük lütfuna ermenizden) başka bir şey istemiyorum. (*) (Ey iman eden kullarım) Kim bir iyilik işlerse, onun sevabını fazlasıyle veririz, şüphe yok ki Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını fazlasıyle verendir.— O. Kuntman
42:23
24
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۚ فَاِنْ يَشَأِ اللّٰهُ يَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَۜ وَيَمْحُ اللّٰهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٤٢
Em yekûlûnefterâ alâllâhi kezibâ(keziben), fe in yeşeillâhu yahtim alâ kalbik(kalbike), ve yemhullâhul bâtıla ve yuhıkkul hakka bi kelimâtih(kelimâtihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Yoksa o kâfirler, (Kur'an vahiy değil, Muhammed) "Allah'a karşı yalan uydurdu mu diyorlar?" (Şayet şu cahillerin zannettiği gibi sen, Allah’a karşı yalan uydurmuş olsaydın o zaman kuşkusuz) Allah dilerse senin de kalbini mühürler (Kur’an'ın vahyini keser) di! (Şu halde sen onların dediklerine keder etme de Rabbinin lütfuna şükret.. Kuşkusuz) Allah bâtılı mahveder de, kelimeleri ile hakk'ı yerine getirir gerçekleştirir! (Günden güne o yalan diyenlerin bâtıl sözleri mahvolur da, senin Hak olan peygamberliğin gerçekleşir, pekişir.) Şüphe yok ki O, kalplerde olanları (sırları dahi) bilendir! (Senin kalbinde olan ihlâsı da bilir, onların kalblerindeki nifakı da!)— O. Kuntman
42:24
25
وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ٥٢
Ve huvellezî yakbelut tevbete an ibâdihî ve ya’fû anis seyyiâti ve ya’lemu mâ tef’alûn(tef’alûne).
O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir. (Bundan dolayı günahkârlar özellikle sana iftira eden günahkârlar, Rablerinden bağışlama dilemelidirler.)— O. Kuntman
42:25
26
وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٦٢
Ve yestecîbullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve yezîduhum min fadlih(fadlihî), vel kâfirûne lehum azâbun şedîd(şedîdun).
Allah iman edip, sâlih ameller işleyenlerinin tevbesini kabul eder, lütfundan daha fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlar için şiddetli azap vardır.— O. Kuntman
42:26
27
وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه۪ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٧٢
Ve lev besetallâhur rızka li ibâdihî le begav fîl ardı ve lâkin yunezzilu bi kaderin mâ yeşâu, innehu bi ibâdihî habîrun basîr(basîrun).
Şayet Allah kullarına rızkı çok bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat o, dilediği ölçüde indirir. Şüphe yok ki o, kullarının yaptıklarından haberdar olan ve her şeyi hakkıyle görendir.— O. Kuntman
42:27
28
وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَم۪يدُ ٨٢
Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmeteh(rahmetehu), ve huvel velîyyul hamîd(hamîdu).
Allah -kulları- umud kestikten sonra yağmuru indirir, rahmetini yayar. Gerçek dost ve yardımcı, hamd'e layık olandır O!.. (Onun için fakir düşen kulları, Rablerine hamd ve sena, şükürden asla vazgeçmemeli, sabretmelidirler.)— O. Kuntman
42:28
29
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ ف۪يهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَد۪يرٌ۟ ٩٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı ve mâ besse fîhimâ min dâbbeh(dâbbetin), ve huve alâ cem’ihim izâ yeşâu kadîr(kadîrun).
Gökleri ve yeri ve bunların içinde yaydığı canlıları yaratması da, O'nun yaratma kudretinin) delilerindendir.— O. Kuntman
42:29
30
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ ٠٣
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).
Başınıza gelen her hangi bir musibet, işlediğiniz günahlardan ileri gelir. (*) Bununla beraber O, bunların çoğunu affeder. (Başınıza musibet gelmez)— O. Kuntman
42:30
Yükleniyor...
Şura
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle