Fetih 29 Ayet Medine · الفتح
48

Fetih

Fethetmek · Medine
48
Fethetmek · Medine
الفتح
29
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُب۪يناًۙ ١
İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ(mubînen).
Gerçekten Biz sana (Hudeybiye antlaşmasını yaptırarak, Mekke-i Mükerreme’yi ele geçirmenle il gili) pek açık tam bir fetihle büyük bir fetih nasip ettik!— M.Ustaosmanoğlu
48:1
2
لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٢
Li yagfire lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare ve yutimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Neticede Allâh senin için geçmiş olan güna hını da, gelecek olanı da bağışlayacak, (dînini dün yaya yayıp yücelterek ve dînîdün yevî daha nice lütuflara mazhar kılarak) ni metini senin üzerine ta mamlayacak ve (elçilik vazifeni tebliğ ve İslâm’ın hü kümlerini tatbik hususunda) seni dosdoğru bir yola hidâyet buyuracaktır.— M.Ustaosmanoğlu
48:2
3
وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْراً عَز۪يزاً ٣
Ve yansurekallâhu nasran azîzâ(azîzen).
Bir de Allâh sana (eşine az rastlanan) pek güç lü bir yardımla nusrette bulunacaktır!— M.Ustaosmanoğlu
48:3
4
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَاناً مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ ٤
Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim, ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ancak O’dur O Zât ki; (sahip oldukları) iman larıyla birlikte tam bir iman (ve şüphesiz bir inanç) bakı mın dan artış kaydetsinler diye inananların kalpleri içerisine sekînet (, rahmet, vakar, Allâh’a ve Rasûlüne saygı, İslâm’ın hükümlerine karşı bir meyil ve yatışma) indirmiştir (ki; böylece içine düştükleri korku ortamından sonra Hudeybiye antlaşmasıyla büyük bir güven kazanmışlar ve bu sayede Mekke fethine yol bulmuşlardır). Göklerin ve yerin orduları ancak Allâh’a âittir! (Böylece O, kâh çarpıştırarak, kâh da barıştırarak tüm orduların işlerini, üstün hikmetlere dayalı olan irâdesi doğrultusunda yönetmektedir.) Allâh dâima (her şeyi hakkıyla bilen ve her hükmü hikmet içeren) Alîm ve Hakîm olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
48:4
5
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزاً عَظ۪يماًۙ ٥
Li yudhilel mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve yukeffire anhum seyyiâtihim, ve kâne zâlike indallâhi fevzen azîmâ(azîmen).
Tâ ki O (Allâh-u Te`âlâ müminlerin kalbine bu sekîneti indirerek), inanan erkeklerle inanan ka dınları, (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sü rekli ırmaklar akmakta olan değerli cennetlere, içlerinde ebedî kalıcılar olarak girdirsin ve (beşe riyet gereği yapmış oldukları birtakım günahlarını ve) kötü işlerini (cezasız bırakarak) onlardan tamamen örtsün! İşte bu, Allâh katında pek büyük bir kurtuluş olmuştur. (Zira bu, menfaatleri temin ve zarar ları savuşturma hususunda temenni edilecek şeylerin son noktasıdır.)— M.Ustaosmanoğlu
48:5
6
وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِك۪ينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانّ۪ينَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۚ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراً ٦
Ve yuazzibel munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâtiz zânnîne billâhi zannes sev’i aleyhim dâiretus sev’i, ve gadiballâhu aleyhim ve leanehum ve eadde lehum cehennem(cehenneme), ve sâet masîrâ(masîren).
Bir de böylece O (: “Allâh peygamberine ve müminlere yardım etmeyecek ve onları mahcup edecek!” diye), Allâh hakkında kötü düşünceyle zanda (ve tahminde) bulunan münafık erkeklerle münafık kadınlara, şirk koşan erkeklerle şirk koşan kadınlara azap etsin. O (müminler hakkında bekledikleri) kötü (felaket) dâire(si, dönüp dolaşıp neticede) onlar üzerinde (yerleşici)dir/o kötü dâire onlar üzerine çöksün/! Allâh onlara gazap etmiştir ve onları lânetlemiştir, üstelik onlara cehennem hazırlamıştır. O, varılacak bir yer olarak ne de kötü olmuştur! Bu âyet-i celîlelerde; Hudeybiye musâlahasıyla, müminlerin kalplerinin teskin edilmesinin ve Mekke fethinin kendilerine vaad edilmesinin hikmeti açıklanmaktadır ki, böylece müminler Allâh-u Te`âlâ’nın nimetini takdir edip şükrederek sevaba nâil olacaklar, kâfirler ve münafıklar ise, hiç hoşlanmadıkları şeylerle karşılaşarak iki cihanda da azaba uğratılacaklardır.— M.Ustaosmanoğlu
48:6
7
وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً ٧
Ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
Göklerin ve yerin orduları sadece Allâh’a aittir! Allâh dâima (düşmanlarından intikam almak üze re azap ordularını harekete geçirme gücüne sahip olan ve tüm kaza ve kaderleri yerli yerinde bulunan bir) Azîz ve Hakîm olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
48:7
8
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۙ ٨
İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
Şüphesiz Biz seni (, kendilerine gönderildiğin tüm âlemlerin inanıp inanmadıkları, kurtuluşa erip ermediklerine dâir) büyük bir şâhit, değerli bir müj deleyici ve önemli bir uyarıcı olarak gönderdik (ki; iman edip itaat edenleri cennetle müjdeleyesin, inkâr edip isyan edenleri de cehennemle korkutasın)!— M.Ustaosmanoğlu
48:8
9
لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۜ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلاً ٩
Li tu’minû billâhi ve resûlihî ve tuazzirûhu ve tuvakkırûh(tuvakkırûhu), ve tusebbihûhu bukreten ve asîlâ(asîlen).
Tâ ki siz Allâh’a ve Rasûlüne iman edesiniz, O’na yardım edesiniz, O’na tazimde bulunasınız/ ona (; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e) yardım edesiniz ve kendisine saygı gösteresiniz/ ve sabah-akşam O’nu (, şânına yakışmayan tüm noksan sıfat lardan tenzîh ve) tesbîh edesiniz/O’nun için namaz kılasınız/!— M.Ustaosmanoğlu
48:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟ ٠١
İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Şüphesiz (Kureyş’ten kaçmayacaklarına ve sa na yardım hususunda ölene dek savaşacaklarına dâir Hudeybiye günü) seninle el tutuşup sözleşen o kim seler, ancak Allâh ile bî’atleşmektedirler (, zira pey gambere itaat sözü, ancak Allâh-u Te`âlâ’ya itaat ve emirlerine uyma maksadıyla verilmektedir). (Sen onlarla el ele tutuşurken) Allâh’ın (, cisimlere benzemekten mü nez zeh olan kudret) eli onların elle rinin üzerindedir. (Çünkü seninle yapılan bir sözleş me, arada hiçbir fark bulunmaksızın Bi’z-Zât Allâh-u Te`âlâ ile yapılan bir akit mesabesindedir.) Artık her kim (bu sözü) bozarsa, o ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Ama her kim, Allâh ile üzerinde antlaşmış ol duğu o şeyi tamamlarsa, muhakkak ki O ona(, hiç bir göz görmedik, hiçbir kulak işitmedik, hiçbir beşerin kalbinden dahi geçmedik) pek büyük bir mükâfât verecektir.— M.Ustaosmanoğlu
48:10
11
سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً ١١
Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â(nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ(habîren).
(Savaştan) arkada bırakılan o (Cüheyne, Mü zeyne, Ğıfar, Eşca’, Di’l ve Eslem kabilelerine mensup) bedevîler yakında sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi (seninle birlikte Mekke’ye gitmekten) alıkoydu, öyleyse bizim için (Allâh-u Te`âlâ’dan) bağışlanma talebinde bulun! (Zira bizim geri kalışımız, tembellikten dolayı değil, bir mazeret yüzündendi.)” diyecek. Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söy leyecekler. (Çünkü onlar: “İman ettik!” deseler de, he nüz iman kalplerinde yerleşmiş olmadığından dolayı: “Muhammed bizi, yakın zaman önce Uhud’da, onunla kendi yurdunda savaşan ve ashâbını öldüren adamlara karşı sefere çağırıyor. Ne o, ne de ashâbı bu seferden sağ sâlim dönemez!” demişlerdi, ama Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in selâmetle dönüşünü haber alın ca lafı çevirecekler. Habîbim!) De ki: “Artık O sizin hakkınızda bir zarar diler, ya da size bir fayda (ulaştırmak) murad ederse, sizin için Allâh’tan herhangi bir şeye kim sahip olabilir? Doğrusu Allâh sizin yapmakta olduklarınızı(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden) dâima (hak kıyla haberdâr olan ve bu geri kalışınızın gerçek sebe bini pek iyi bilen bir) Habîr olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
48:11
12
بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَداً وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْماً بُوراً ٢١
Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mû’minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev’i ve kuntum kavmen bûrâ(bûren).
Doğrusu siz o Rasûlün ve müminlerin (müş rikler tarafından tamamen helâk edileceğini varsay dığınız için, onların) ebediyyen asla ailelerine dö nemeyeceğini zannetmiştiniz! İşte bu (düşün ce), kalplerinizde iyice süslen(erek tamamen yerleş) mişti (de, bu yüzden peygamberimin ve müminlerin halini önemsemeyip kendi derdinize düşmüştünüz). Böylece siz o kötü düşünceyle zanda bulunmuş tunuz ve (inancının bozukluğu yüzünden İlâhî gazabı üzerine çekerek) helâk olan bir toplum olmuştunuz!”— M.Ustaosmanoğlu
48:12
13
وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَع۪يراً ٣١
Ve men lem yû’min billâhi ve resûlihî fe innâ a’tednâ lil kâfirîne saîrâ(saîren).
(İşte bu bedevîler gibi) her kim ki Allâh’a ve Rasûlüne iman etmez, artık şüphesiz Biz o kâfirler için çok alevli korkunç bir ateş hazırlamışızdır!— M.Ustaosmanoğlu
48:13
14
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٤١
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), yagfiru li men yeşâu ve yuazzibu men yeşâu, ve kânallahu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Göklerin ve yerin mülkü sadece Allâh’ a mah sustur. (Dolayısıyla onlarda bulunan her şey hakkında dilediği şekilde yönetim yetkisi O’na aittir.) O dilediğini bağışlar, dile diğine de azap eder. Allâh daima (son de rece bağışlayan ve acıyan) Ğafûr ve Rahîm olmuştur. (Ama bu, “Kim ne yaparsa yapsın, herkesi affeder!” demek değildir. Zira O’nun hikmeti, ancak Kendisine ve peygamberine inananları bağışlamayı gerektirmek tedir. Kâfirliğini açığa vuranlar ya da münafıklık yapan lar ise bu mağfiretten kesinlikle mahrumdurlar.)— M.Ustaosmanoğlu
48:14
15
سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلاً ٥١
Se yekûlul muhallefûne izentalaktum ilâ megânime li te’huzûhâ zerûnâ nettebi’kum, yurîdûne en yubeddilû kelâmallâh(kelâmallâhi), kul len tettebiûnâ kezâlikum kâlallâhu min kabl(kablu), fe se yekûlûne bel tahsudûnenâ, bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ(kalîlen).
Arkada bırakılan o (Bedevî) kişiler yakında (Hayber’deki) birtakım ganimetlere, on ları alasınız diye gittiğiniz zaman: “Bırakın bizi de (, Hayber muhâre besinde) sizin ardınıza düşelim!” diyecektir. Onlar Allâh’ın (: “Hay ber ganimetleri Hudeybiye’ye katılanlara mahsustur!” şeklindeki) kelâmını değiştirmek isteyeceklerdir. (Habîbim!) De ki: “Siz (kalpleri hasta olan münafık kimseler olduğu nuz sürece) asla bizim peşimize düşemeyeceksiniz! İşte (Hudeybiye’den dönüşte, siz bizimle Hay ber’e çıkmaya hazırlanmadan) daha önce Allâh (sizin hakkınızda) böyle buyurmuştu.” Bu sefer de: “Hayır! (Allâh’ın emri bu yönde değildir, bilakis) siz bizi(m ganimetlere ortak olmamızı) kıskanıyor sunuz!” diyecekler. Doğrusu onlar (dünya işleriyle ilgili) pek az bir şeyden başkasını iyice anlama makta olmuşlardır.— M.Ustaosmanoğlu
48:15
16
قُلْ لِلْمُخَلَّف۪ينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُط۪يعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْراً حَسَناًۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٦١
Kul lil muhallefîne minel a’râbi setud’avne ilâ kavmin ulî be’sin şedîdin tukâtilûnehum ev yuslimûn(yuslimûne), fe in tutîû yû’tikumullâhu ecren hasenâ(hasenen), ve in tetevellev kemâ tevelleytum min kablu yuazzibkum azâben elîmâ(elîmen).
(Habîbim! Tevbelerine bir alâ met olsun diye bir fırsat daha tanınacağını açıklamak üzere) o geride bırakılan bedevîlere de ki: “Yakında siz (, Hevâzin ve Sakîf gibi) çok güçlü sa vaş ehli olan bir kavim(le muhârebey)e çağrılacak sınız da; onlarla savaşacaksınız ya da Müslüman olacaklar! Eğer (bu çağrıya) itaat edecek olursanız, Allâh size (dünyada ganimet, âhirette cennet gibi) pek güzel bir mûkâfat verecektir. Ama daha önce (Hudeybiye’de) yüz çevirmiş olduğunuz gibi, (bu davete de icabetten) yüz çevirirseniz, (suçunuz katlanacağı için) O, pek acı verici büyük bir azapla size azap edecektir.— M.Ustaosmanoğlu
48:16
17
لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٧١
Leyse alel a’mâ haracun ve lâ alel a’reci haracun ve lâ alel marîdı harac(haracun), ve men yutııllahe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), ve men yetevelle yuazzibhu azâben elîmâ(elîmen).
Kör olan üzerine (, cihattan geri kaldığı için) hiçbir günah olmamıştır; topal üzerine de hiçbir darlık yoktur; hasta üzerine de hiçbir güçlük yok tur! Her kim (anlatılan emir ve yasaklar hususunda) Allâh’a ve Rasûlüne itaat ederse, O onu (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmak ta olan pek değerli cennetlere girdirecektir. Ama her kim (itaatten) yüz çevirirse, ona da pek acı veren büyük bir azapla azap edecektir.— M.Ustaosmanoğlu
48:17
18
لَقَدْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحاً قَر۪يباًۙ ٨١
Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecereti fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ(karîben).
Andolsun ki; elbette o ağacın altında seninle (cihad üzere, ölümüne) bî`atleştikleri zaman, gerçekten Allâh o müminlerden râzı olmuştur. Böylece O, onların kalplerinde bulunan (sadâkat ve ihlâs)ı bilmiş, bu sebeple üzerlerine sekînet (; huzur, güven ve cesaret) indirmiştir. Bir de onları (Hudeybiye’den döner dönmez) pek yakın bir fetih (olan Hayber fethi, daha sonra da Mekke fethi) ile mükâfûtlandırmıştır. Hicretin altıncı senesinde Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) umre niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Mekke’ye bir konak mesafede olan Hudeybiye’ye varınca, savaş için gelmediğini kendilerine bildirmek üzere Mekke ehline Hıraş adında bir elçi gönderdi. Fakat onlar bu zâtın devesini kestiler ve kendisini öldürmek istediler de o, onların ellerinden zor kurtuldu. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Hazreti Osman’ı aynı maksatla gönderdi ve Mekke’de bulunan müminlere gidip, onlara yakında Mekke’nin fethedileceğini müjdelemesini emretti. Derken Osman (Radıyallâhu anh) Kureyş’e varıp durumu arz ettiğinde onlar bu umreye izin vermediler ve onu alıkoydular. Ama bu durum Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e Hazreti Osman’ın şehit edildiği şeklinde ulaşınca, savaş kararı alarak bir münâdiye: “Cibrîl (Aleyhisselâm) inmiştir ve Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e ölümünedek savaştan kaçmamak üzere bîati emretmiştir” diye ilan ettirdi. Bunun üzerine Cedd ibni Kays isimli bir mûnâfık dışında orada bulunan bin beş yüz civarında tüm sahâbe bir ağacın altında Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e bîat ettiler ve böylece onlar Allâh-u Te`âlâ’nın bu âyet-i celîlede anlatılan rızasına, cehennem den berâete ve yer halkının en hayırlıları olma vasfına nâil oldular. İşte bu hadise Bey’atürrıdvân diye adlandırılmıştır. (Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
48:18
19
وَمَغَانِمَ كَث۪يرَةً يَأْخُذُونَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً ٩١
Ve megânime kesîreten ye’huzûnehâ, ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).
(Hayber’den ve Hecer’den temin edecekleri) daha birçok ganimetlerle (onları mükâfatlandırmış tır) ki, onları da (gönül rahatlığıyla) alacaklardır. Allâh dâima (yenilmez bir güce mâlik ve i t i raz edil mez bir hükme sahip olan) Azîz ve Hakîm olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
48:19
20
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٠٢
Vaadekumullâhu megânime kesîreten te’huzûnehâ fe accele lekum hâzihî ve keffe eydiyen nâsi ankum, ve li tekûne âyeten lil mu’minîne ve yehdiyekum sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
(Ey müminler!) Allâh size birçok ganimetler vaad etmiştir ki, (kıyâmet gününe kadar) onları ala caksınız. İşte bunu size peşin vermiştir ve o (Hayber halkının ve antlaşmalıları olan Esed ve Ğatafân oğulla rına mensup) insanların ellerini sizden engellemiş tir. Tâ ki bu (engelleme ve Hayber ganimetlerini bağışlama), inananlar(ın, Rasûlûllâh (Sallâl lâhu Aleyhi ve Sellem)`in sözlerinin doğruluğunu ve kendilerinin Allâh katındaki değerlerini anlamaları) için bir alâmet ol sun ve (bu sayede) O (Allâh-u Te`âlâ) sizi (her konuda Kendisine güvenme vasfına sahip kılarak) dosdoğru bir yola kavuştursun!— M.Ustaosmanoğlu
48:20
21
وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً ١٢
Ve uhrâ lem takdirû aleyhâ kad ehâtallâhu bihâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ(kadîren).
(Huneyn gazasında elde edeceğiniz) diğer (He vâzin ganimetler)ini de (Allâh-u Te`âlâ size Hayber ganimetlerinin ardından peşin olarak yazmıştır) ki, (henüz) siz onlara (kavuşmaya) güç bulamamıştınız, ama Allâh gerçekten onları (tam bir mülkiyetle) kuşatmıştı! Zaten, Allâh dâima her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
48:21
22
وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً ٢٢
Ve lev kâtelekumullezîne keferû le vellevûl edbâre summe lâ yecidûne velîyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
O kâfir olmuş kimseler sizinle (barışa yanaş mayıp) savaşacak olsa, elbette (bozguna uğrayarak,) arkalar(ın)a dönerlerdi. Sonra da (kendilerini kurtaracak) ne yakın bir dost, ne de gerçek bir yardımcı bulamazlardı.— M.Ustaosmanoğlu
48:22
23
سُنَّةَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاً ٣٢
Sunnetellâhilletî kad halet min kabl(kablu), ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen).
Allâh’ın daha önce kesinlikle geçmiş olan o sünneti (ve sürekli âdeti) olarak (peygamberlerin âkı beti mutlaka zafer olmuştur)! Allâh’ın sürekli âdeti için sen asla hiçbir değiştirme bulamazsın! (Zira O’nun kanunlarını değiştirecek hiçbir güç yoktur, O da kurallarını bozmamaya ve bozdurmamaya karar vermiştir!)— M.Ustaosmanoğlu
48:23
24
وَهُوَ الَّذ۪ي كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراً ٤٢
Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba’di en azferekum aleyhim ve kânallâhu bi mâ ta’melûne basîrâ(basîran).
Ancak O’dur O Zât ki; Mekke içerisinde (bulunan Hudeybiye’de) sizi onlara karşı zafere erdirdikten sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan engellemiştir. Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri dâima (hakkıyla gören bir) Basîr olmuştur. Enes ve Abdullah ibni Ma’kil (Radıyallâhu anhümâ) dan rivayet edildiğine göre; Hudeybiye günü Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), ashâbıyla birlikte o ağacın altında otururlarken, Ten’îm dağı tarafından gelen seksen kadar silahlı müşrik, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e âniden baskın yapmak istediler. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in bedduası üzerine işitmez ve görmez bir hale geldiklerinde sahâbe-i kirâm tarafından yakalanıp Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e getirildiler, o da onları affedip salıverdi. İşte bu âyet-i celîle bu hâdiseden bahsetmektedir. (Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
48:24
25
هُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفاً اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُص۪يبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٥٢
Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harâmi vel hedye ma’kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev lâ ricâlun mu’minûne ve nisâun mû’minâtun lem ta’lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm(ilmin), li yudhılallâhu fî rahmetihî men yeşâu, lev tezeyyelû le azzebnellezîne keferû minhum azâben elîmâ(elîmen).
Ancak onlardır o kimseler ki; (Allâh’ın dinini) inkâr etmişlerdir ve (özel kesim) yerleri (olan Mina bölgesi)ne ulaşmaktan engellenmiş olan kurban lıklarla birlikte sizi Mescid-i Harâm(ı tavaf yapmak) dan men etmişlerdir (, bu yüzden de her türlü azâbı hak etmişlerdir). Ama (Mekke’de gizli halde İslâmiyeti yaşamaya çalışan, fakat) sizin kendilerini(n Müslüman olduklarını) bilmediğiniz birtakım inanmış erkeklerle, bir kısım inanmış kadınlar (bulunmasaydı); sizin onları bilme yerek çiğnemeniz ve böylece onlar yüzünden size (dünyada keffâret, âhirette vebal, bir de müşrikler tarafından kınanma ve sizin aşırı üzüntünüz gibi birçok sıkıntı ve) istenmedik bir meşakkat isabet edecek ol masaydı (, elbette Allâh-u Te`âlâ sizi onlara musallat ederdi)! (Lâkin) Allâh (gizlenmekte olan o müminleri sıkın tıya sokmamak ve yapmakta oldukları salih amelleri üzere dâim kılmak için, bir de müşriklerden) dilediği kimseleri (İslâm’la müşerref kılarak) Kendi rahmeti ne girdirsin diye (, şimdilik müminleri Mekke müşrik lerine saldırtmamıştır)! Eğer onlar (birbirlerinden) iyice ayrılmış olsalar dı (da, mümin-kâfir açıkça belli olsaydı), elbette inkâr etmiş olan o kimselere, pek acı verici büyük bir azapla azap ederdik!— M.Ustaosmanoğlu
48:25
26
اِذْ جَعَلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُٓوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً۟ ٦٢
İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mû’minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Hani o kâfir olmuş kimseler, kalplerine bir ki bir/ bir öfke/; o (hiçbir ilme ve delile dayanmayan) câhiliyet gururunu/öfkesini/ yerleştirmişti, Allâh da hemen Rasûlünün üzerine ve müminlerin üstüne sekînetini (ve yatıştırmasını) indirmiş, böylece o (şirkten sakınma ifadesi olan) takvâ kelimesini (; kelime-i şehâdeti ve tevhîd zikrini) kendilerine (dâima) gerekli (olan ve onlardan hiç ayrılmayan bir zikir) kılmıştı. (Bu yüzden Müslümanlar Hudeybiye musâlahasındaki kabulü zor şartlara rağmen, Allâh ve Rasûlüne itaatte sebat edebilmiş ve bu hususta verdikleri sözde durabilmiştiler.) Zaten onlar buna son derece lâyıktılar ve onun ehliydiler. (Onun için Allâh-u Te`âlâ hiçbir ümmete ve hiçbir millete vermediği faziletleri kendilerine ihsan etmek üzere, dinine hizmet ve peygamberiyle sohbet şerefini onlara nasip etti.) Allâh (kimin neye lâyık olduğu hususu dâhil) her şeyi dâima (hakkıyla bilen bir) Alîm olmuştur. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye’ye indiğinde, Kureyş ona: “O sene geri dönmesi, bir dahaki sene ise kendisi için Mekke’yi üç gün boşaltıp umre yapmasına izin vermeleri” teklifini arz etmek üzere elçiler gönderdi. O bu teklifi kabul edince aralarında bir antlaşma yazarlarken, câhiliyet taassuplarından dolayı, besmeleyle başlamasını ve “Allâh’ın Rasûlü” tabirini kullanmasını kabul etmediler. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) “Rahmân” ve “Rahîm” isimlerinin kullanılmamasını kabul etti ve kendisinin Allâh’ın Rasûlü olduğuna şehâdette bulunmasının ardından, kendi ismini babasına nispetle yazdırdı. Müslümanlar bu durumdan çok rahatsız olduysalar da, Allâh-u Te`âlâ’nın indirdiği sekînet sayesinde vakarlarını muhâfaza ettiler.— M.Ustaosmanoğlu
48:26
27
لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحاً قَر۪يباً ٧٢
Lekad sadakallâhu resûlehur ru’yâ bil hakk(hakkı), le tedhulunnel mescidel harâme inşâallâhu âminîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne lâ tehâfûn(tehâfûne), fe alime mâ lem ta’lemû fe ceale min dûni zâlike fethan karîbâ(karîben).
Andolsun ki; elbette Allâh gerçekten (Hudey biye’ye çıkışlarından evvel, Mekke’ye güvenli bir şekil de gireceklerine dâir) Rasûlüne (göstermiş olduğu) o rüyada (, müminlemünâfığın durumunu belli etme gibi bir) hak (ve hikmet) ile sadık olmuş (ve onun kesinkes çıkacağına dâir hüküm buyurmuş)tur. Yemin olsun ki; elbette siz (, Rasûlümün size anlattığışekilde) –Allâh dilerse– güvenli kimseler hâlinde ve (hiçbir düşman dan) korkmadığınız halde (yapacağınız umreden son ra, kiminiz)başlarınızı tıraş edenler ve (kiminiz de) kısaltıcılar olarak Mescid-i Harâm’a mutlaka gire ceksiniz! Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bil miş ve işte bu sebeple o (rüyanın tahakkuku)n dan önce (Hayber fethi gibi) pek yakın bir fetih tayin etmiştir.— M.Ustaosmanoğlu
48:27
28
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداًۜ ٨٢
Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullih(kullihî), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).
O’dur ancak O Zât ki; Rasûlünü hidâyet (rehberi olan Kur’ân) ve hak din (olan İslâm) ile gönder miştir, neticede O onu, dinlerin tamamına karşı üstün kılacaktır! (Nitekim onunla tüm dinleri yürürlükten kaldırmış tır. Îsâ (Aleyhisselâm)`ın ineceği âhir zamanda da ondan başka bir din bırakmayacaktır.) Zaten (bunun böyle olacağına dâir hakkıyla şâhitlik yapan bir) Şehîd olarak Allâh yeterli olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
48:28
29
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناًۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً ٩٢
Muhammedun resûlullâh(resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alâl kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât(tevrâti), ve meseluhum fîl incîl(incîli), ke zer’in ahrace şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimul kuffâr(kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfiraten ve ecren azîmâ(azîmen).
(O hak din ile gönderilen zât) Allâh’ın rasûlü Muhammed’dir. Onunla birlikte olan o (mümin) kimseler; kâfir lere karşı pek şiddetlidirler (, o derece ki; değil onla rın beden lerine dokunmak, elbiselerinin, onların giy si le ri ne değmesinden dahi sakınırlar), ken di aralarında ise çok merhametlidirler (, bu yüz den birbirlerini gör düklerinde mutlaka mu sâ fahalaşırlar ve kucaklaşırlar).(Ey görebilen! Habîbimin ashâbı o kadar çok namaz kılarlar ki;) sen onları sürekli rükû e denler ve secde yapanlar olarak görürsün; on lar Allâh’tan bir lütuf ve (sevap, bir de) rıza(ve hoşnutluk) aramaktadırlar. Yüzlerindeki a lâ metleri ise, secde eserindendir (; böylece onları görenler geceleri uzunca secdede kal ma larından dolayı yüzlerinde kimsede görülmeyen bir nur ve parlaklık, heybet ve vakar, hu şû ve tevazu belirtile ri fark ederler. İbadet e denlerin içlerinden yüzlerine vuran bu nur, zen cilerin yüzünde dahi görülebilen bir parlaklıktır. Kıyâmet gününde ise, secde yaptıkla rı uzuvlar ayın on dördü gibi parlayacak ve böylece on lar dünyada Allâh’a secde etmiş olma vasfıyla tanına caklardır). İşte bu, onların Tevrât’taki ilginç vasıflarıdır! Onların İncîl’deki acayip sıfatlarıysa; filizini çı karmış bir ekin gibidir ki, o (filiz) onu kuvvetlendir miş, bu sebeple o iyice kalınlaşmış ve derken kök leri üzerinde doğru düzgün durabilmiştir, böylece (kısa bir zamanda iyice serpilip güçlenmesi ve güzel görüntüsü) ekicileri hayran bırakmaktadır. (İşte Allâh-u Te’âlâ bir tek Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile başlatmış olduğu İslâm davasını, Ebû Bekir ile filizlen dirmiş, Ömer ile güçlendirmiş, Osman ile sağlamlaştır mış, Ali (Radıyallâhu anhüm) ile de gövdesi üzere durdurt muştur. Daha sonra da diğer müminlerle takviye etmiş tir. Evet! O onları bu örnekte geçen şekilde çoğaltmış tır,) tâ ki O (Rableri) onlar sebebiyle kâfirleri öfke lendirsin (ve onları kızgınlıklarından çatlatsın)! İman etmiş olan ve salih ameller işlemiş bulu nan o kişilere Allâh (beşeriyet gereği işleyebilecekleri günahlar için) tam bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat söz vermiştir.— M.Ustaosmanoğlu
48:29
Fetih
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle