Nur 64 Ayet Medine · النور
24

Nur

Işık · Medine
24
Işık · Medine
النور
64
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سُورَةٌ اَنْزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَاَنْزَلْنَا ف۪يهَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ١
Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
(İşte bu,) çok yüce bir sûredir ki, Biz onu indirmişizdir, onu(n hükümlerinin tatbikini) farz kıl mışızdır ve içerisinde pek açık nice âyetler indir mişizdir. Tâ ki siz iyice düşünesiniz/hakkıyla öğüt lene(rek gereğiyle amel ede)siniz/!— M.Ustaosmanoğlu
24:1
2
اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٢
Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn(mu’minîne).
Zina eden kadınla, zina eden erkek (bülûğa ermiş, akıllı, Müslüman ve hür kimseler iseler, ayrıca evlilik ve birleşme geçirmemişseler); işte onlardan her birinin derisine yüz (kamçı) darbe(si) vurun! (Fakat etine ve kemiğine zarar verme kastıyla aşırı git meyin, baş, yüz, karın ve cinsel organlara vurmaktan da sakının!) O ikisiyle ilgili olarak Allâh’ın dini(nin bir hükmünü tatbik) hususunda sizi bir esirgeme tutmasın! Eğer siz Allâh’a ve o son güne inanmakta bulun muş olduysanız (kimseye acımayın da, sizden daha merhametli olan yaratıcının hükmünü uygulayın)! İnananlardan bir cemâat de o ikisinin azâbına şâhit olsun (ki, böylece zina suçunun kötülüğü teşhîr edil sin ve bu ceza ibret-i âlem olsun)!— M.Ustaosmanoğlu
24:2
3
اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ٣
Ez zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen vez zâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik(muşrikun), ve hurrime zâlike alel mu’minîn(mu’minîne).
Zina eden erkek; zina eden bir kadından, ya da şirk koşan bir kadından başkasıyla evlenemez! Zina eden kadın ise; onu da ancak zina eden bir erkek veya şirk koşan bir erkeknikâhlayabilir! İşte bu (zinakârlarla evlenmek), inananlar üzerine haram kılınmıştır. Zinanın harâmiyeti ittifak konusuysa da, zinakârlarla evlilik İslâm’ın başlangıcında haramken, daha sonra yine bu sûrenin; iffetli-iffetsiz ayrımı yapmadan, bekârların ve dulların evlendi rilmesini emreden 32. âyet-i kerîmesiyle neshedilmiştir. Gerçi fâsıklara benzemek, töhmete maruz kalmak, kötü konuşmaya sebebiyet vermek gibi birçok nedenle, iffetsiz kadınların nikâhı mekruh sayılmıştır. (Nesef î)— M.Ustaosmanoğlu
24:3
4
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ ٤
Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(ebeden), ve ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
O kimseler ki, (zinadan) korunmuş olan (na muslu, hür, Müslüman ve mükellef) kadınlara(: “Fâhişe, zâ niye, kötü kadın” gibi iffetsizlik ifade eden kelimeler le hitap ederek iftira) atmaktadırlar, sonra da (iddia larını ispat için)dört şâhit getirememektedirler; işte onların derisine seksen (kamçı) darbe(si) vurun ve (hayatları boyunca) ebediyyen onlara âit hiçbir şâhitlik kabul etmeyin! İşte ancak onlar (taatımızdan çıkan) fâsık (damgası yemiş) kimselerin ta kendileridirler!— M.Ustaosmanoğlu
24:4
5
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû, fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
İşte ancak o kimseler müstesnâ ki, bu (iftiraları)ndan sonra (günahlarına pişman olarak vazgeçmeye azmedip) tevbe etmişlerdir ve (iftira at tıkları kimselerden helâllik dileyerek, ölmüşseler onlara istiğfarda bulunarak, bozdukları işi) düzeltmişlerdir (bu durumda onların şâhitliğinin geçersizliği devam etmekteyse de, fâsıklık hükmünden çıkmışlardır)! Çünkü şüphesiz Allâh (tevbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (pişmanlık duyan kullarına çok acıyan bir) Rahîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
24:5
6
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ اَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَٓاءُ اِلَّٓا اَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ اَحَدِهِمْ اَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ٦
Vellezîne yermûne ezvâcehum ve lem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum fe şehâdetu ehadihim erbeû şehâdâtin billâhi innehû le mines sâdıkîn(sâdıkîne).
O kimseler ki (yatakların da başka birini bulup) hanım larına (zina suçu) atmaktadırlar, ama onla r(ın ortaya attık ları iddiâyı ispat) için (yine) kendile rinden başka şâhitler bulunmamaktadır; işte onla rın her birinin (yapması gereken) şâhitliği; Allâh (adın)a (yemin ederek) dört (kere) şâhitlikte bulun masıdır ki, ger çekten kendisi elbette (bu suçlama da) doğru kimselerdendir.— M.Ustaosmanoğlu
24:6
7
وَالْخَامِسَةُ اَنَّ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧
Vel hâmisetu enne la’netallâhi aleyhi in kâne minel kâzibîn(kâzibîne).
Beşinci (şâhitlik) ise; eğer o, yalancılardan ol duysa, gerçekten Allâh’ın lânetinin ken di üzerine olması (için li’ânda bulunması)dır.— M.Ustaosmanoğlu
24:7
8
وَيَدْرَؤُ۬ا عَنْهَا الْعَذَابَ اَنْ تَشْهَدَ اَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۙ ٨
Ve yedraû anhel azâbe en teşhede erbea şehâdâtin billâhi innehu le minel kâzibîn(kâzibîne).
Şüphesiz o kişinin elbette yalancılardan ol duğuna dâir Allâh (adın)a (yemin ederek) dört şehâ detle şâhitlikte bulunması da, o (kadı)ndan o (recm) azâbı(nı) savuşturur.— M.Ustaosmanoğlu
24:8
9
وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩
Vel hâmisete enne gadaballâhi aleyhâ in kâne mines sâdikîn(sâdikîne).
Beşinci olarak da; eğer o (ko ca), doğrulardan olmuş (da, kadın zina yapmış)sa, Allâh’ın gazabı mu hakkak kendisi üzerine olsun (diye lânetleşir)!— M.Ustaosmanoğlu
24:9
10
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ حَك۪يمٌ۟ ٠١
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennellâhe tevvâbun hakîm(hakîmun).
Eğer sizin üzerinizde Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) olmasaydı ve gerçekten Allâh (tev beleri çokça kabul eden bir) Tevvâb ve (bu li’ân hükmü dâhil, her hükmü isâbetli bir) Hakîm olmayaydı (elbette günahkârların cezasını peşinen vererek yalancıyı açığa çıkarır ve sizi rezil ederdi)!— M.Ustaosmanoğlu
24:10
11
اِنَّ الَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ بِالْاِفْكِ عُصْبَةٌ مِنْكُمْۜ لَا تَحْسَبُوهُ شَراًّ لَكُمْۜ بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ مَا اكْتَسَبَ مِنَ الْاِثْمِۚ وَالَّذ۪ي تَوَلّٰى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١١
İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism(ismi), vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm(azîmun).
Şüphesiz (sevgilimin sevgilisi olan Âişe’nin iffeti hakkında) o büyük uydurmayı (meydana) getirmiş olan kimseler, içinizden (münafıkların başını çektiği, onla kırk arası) bir topluluktur. Siz onu kendiniz için (Allâh katında) bir şer sanmayın. Doğrusu o sizin (sevap kazanmanıza sebep olacağı) için büyük bir hayırdır. Onlardan her bir kimse için, günahtan kazanmış olduğu şey (nispetinde ceza) vardır. Ama onlar arasından (günahın) büyüğünü üstlenen o (ibni Übeyy adındaki) kimse; özellikle onun için pek büyük bir azap vardır. Bu ve peşi sıra gelen on beş âyet-i kerîme "İfk hâdisesi" diye bilinen olay hakkında nâzil olmuştur ki; Âişe (Radıyallâhu anhâ) bu hâdiseşöyle anlatmıştır: "Benî Mustalik gazvesinde bir gerdanlığımı kaybettiğim için geri kalmıştım, çok zayıf olduğum için de devemin üzerindeki kapalı yerde bulunmadığım fark edilmediğinden, beni içinde sanarak kafile yola çıkmış. Kafilenin arkasını toplamakla görevli olan Safvân isimli şahıs beni görünce devesini çökerterek beni bindirdi ve kafileye yetiştirdi. Bunun üzerine başlarını münafıkların reisi olan Abdullah ibni Übeyy`in çektiği bir topluluk, benim hakkımda iftiralar başlatarak helâk olmuşlar. O sıra ben hiçbir şeyden haberim olmadığı halde hastalanmıştım. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhş ve Sellem) halimi hatırımı soruyorduysa da, ondan, evvelce görmüş olduğum lütufkâr muâmeleyi göremeyişim dikkatimi çekmişti. Derken bir kere babamın teyzesi olan Ümm-ü Mistah`ın ayağı kayıp düşünce oğluna bed dua ederek: 'Helâk olasıca Mistah!' dedi. Ben: 'Niye böyle söylüyorsun?' diyerek ona itiraz edince bana bu iftira olayını anlattı ve oğlunun da bu işe gülerek de olsa katıldığını söyledi. Ben bunu duyunca tamamen hasta oldum. Annemin babamin yanına gittim. Artık geceleri gözüme uyku girmiyor ve gözyaşım dinmiyordu. Annem ve babam da bu gözyaşlarımın ciğerimi parçalayarak beni öldüreceğine kanaat getirmişlerdi. Böylece uzun bir süre geçtikten sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanıma gelerek: 'Ey Hümeyrâ! Sevinebilirsin, şüphesiz ki Allâh senin beraatini indirmiştir!' deyince: 'Sana değil, Allâh`a hamdolsun!' dedim." (Nesefî, Hâzin, Beyzâvî, Âlûsî; kıssanın tafsilatı için bakınız: Buhârî, Tefsîr: 244, no:4473, 4/1774-1778)— M.Ustaosmanoğlu
24:11
12
لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِاَنْفُسِهِمْ خَيْراًۙ وَقَالُوا هٰذَٓا اِفْكٌ مُب۪ينٌ ٢١
Lev lâ iz semi’tumûhu zannel mu’minûne vel mu’minâtu bi enfusihim hayran ve kâlû hâzâ ifkun mubîn(mubînun).
On(ların konuştuğun)u duyduğunuz zaman, (tek bir can gibi olan) imanlı erkeklerle inanan ka dınlar, kendi canları (ve anneleri yerinde olan bir hanım) hakkında bir hayır (ve iffet) düşünseydi de: “İşte bu pek açık bir yalandır!” deselerdi ya!— M.Ustaosmanoğlu
24:12
13
لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ فَاِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ ٣١
Lev lâ câû aleyhi bi erbeati şuhedâ(şuhedâe), fe iz lem ye’tû biş şuhedâi fe ulâike indellâhi humul kâzibûn(kâzibûne).
O (iftirayı çıkara)nlar buna dâir dört şâhit getirselerdi ya! Şâhitler getiremediklerine göre, işte onlar Allâh katında(ki şerî`at hükmünde) yalancıların ta kendileridirler.— M.Ustaosmanoğlu
24:13
14
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ لَمَسَّكُمْ ف۪ي مَٓا اَفَضْتُمْ ف۪يهِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۚ ٤١
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm(azîmun).
Eğer dünyada (tevbe etme fırsatı dâhil bunca nimetler bahşeden) ve âhirette (afv u mağfiret buyu ran) Allâh’ın fazl u rahmeti (iyilik ve acımasının eseri) sizin üzerinizde bulunmasaydı, içine dalmış ol duğunuz (bu yalan ve iftira dolu) şey sebebiyle çok büyük bir azap elbette size (şimdiden) dokunmuş olurdu (ki, ona nispetle, kınanma ve sopa yeme ceza ları pek hafif kalırdı).— M.Ustaosmanoğlu
24:14
15
اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناًۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمٌ ٥١
İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm(azîmun).
Ne zamanki siz (“Şu haberi duydunuz mu?” diye birbirine sorarak) onu dillerinizle karşılayıp alıyor dunuz ve (doğruluğu) hakkında sizin için hiçbir bilgi bulunmayan şeyi de ağızlarınızla söylüyordunuz. Bir de onu (sorumluluk getirmeyecek) pek kolay bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allâh indinde pek büyük (azâbı gerektiren bir söz)dü!— M.Ustaosmanoğlu
24:15
16
وَلَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَـنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَاۗ سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ ٦١
Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm(azîmun).
Onu duyduğunuzda (şaşkınlığa kapılarak): “(İnanılacak şey değil! Ey Rabbim!) Tesbîh (ve tenzîh) Sana!İşte bunu konuşmamız bizim için (yakışan bir şey) olamaz! İşte bu, hayrete düşürecek derecede pek büyük bir yalandır!” deseydiniz ya! Rivayete göre; Ebâ Eyyûb el-Ensârî (Radıyallâhu anh) ın hanımı ona: “İnsanların Âişe hakkında konuştuklarını duydun mu?” de yince o: “Ey Allâh! Tenzîh Sana! İşte bu büyük bir bühtandır!” demiş, bu âyet de onun bu sözüne muvâfık olarak inmiştir. (Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu
24:16
17
يَعِظُكُمُ اللّٰهُ اَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِه۪ٓ اَبَداً اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ٧١
Yeızukumullâhu en teûdû li mislihî ebeden in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
(Yaşadığınız sürece) ebediyyen bunun benze rin(i uydurmaya ve dinlemey)e dönmemeniz için Allâh size vaaz etmektedir. Eğer (İslâm’a) inanan kimseler olduysanız (bu nasihate kulak verin. Çünkü gerçek iman, iftira, gıybet ve dedikodu gibi çirkin iş lerden engeller)!— M.Ustaosmanoğlu
24:17
18
وَيُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨١
Ve yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allâh size (şerî`at hükümlerini ve Müs lümanlar la âdâb-ı muâşeret meselelerini beyan eden) âyetleri iyice açıklamaktadır. Allâh (, yaratıklarının küçük büyük tüm hallerini, dolayısıyla Âişe’nin berâatini hakkıyla bilen bir) Alîm’dir, (tüm yaptıklarını yerli yerinde yapan bir) Hakîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
24:18
19
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٩١
İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırah(âhırati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
O kimseler ki, iman etmiş olan kimseler içerisinde (zina ve iftira gibi) o pek çirkin hasletlerin(haberinin) yayıl(ıp duyul)masını istemektedirler; gerçekten de onlar için, dünyada ve âhirette çok acı verici büyük bir azap vardır. (Nitekim onlardan bir kısmı dünyada çolaklık, körlük ve had cezasına çarpılma gibi belalara uğramışlardır. Âhiretteki yerleri ise cehennemdir!) Allâh (kalplerdeki istek ve kasıtlar dâhil her şeyi hakkıyla) bilmektedir, sizlerse (Allâh-u Te`âlâ’nın bildiklerini)bilmemektesiniz. Demek ki Allâh-u Te`âlâ, kişinin azimle kalbinden geçirdiği kin, haset ve kötü haberlerin yayılmasını arzulama gibi şeylerden dolayı ona ceza verebilir, ama bizler arzu ve istekleri sorgulamaya kalkamayız, ancak gördüğümüze göre davranırız!— M.Ustaosmanoğlu
24:19
20
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ ٠٢
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennallâhe raûfun rahîm(rahîmun).
Eğer Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) sizin üzerinizde olmasaydı ve gerçektenAllâh (kul larını çok esirgeyen bir) Raûf ve (ne kadarbüyük gü nah işleseler de, tevbe edenlere acıyıp günahlarını ba ğışlayan bir) Rahîm olmayaydı (iftiraya uğrayanın berâatini açıklamaz, iftira edenleri de peşinen ceza landırırdı)!— M.Ustaosmanoğlu
24:20
21
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداًۙ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ١٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey (Allâh’ın dostluğuna ve şeytanın düşmanlığı na) iman etmiş olan kimseler! (İftiralara kulak verip, onların yayılmasını arzulama hususunda) şeytanın adımlarına uymayın/izleri ardıncagitmeyin/yolla rını takip etmeyin/! Çünkü her kim şeytanın adım larına uyarsa, gerçekten de o (şeytan), dâima (gıy bet, dedikodu ve iftiragibi) pek çirkin olan şeyleri ve (şerî`at tarafından kabul görmeyen) münkeri emre de(n biri olduğuiçin, vesvesesine kulak vereni helâke sürükle)r! Eğer Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) sizin üzerinizde olmasaydı (ve O size, günahları sildi ren tevbeyi nasip etmeyip, kötülüklere keffâret olacak had cezalarını meşrû kılmayaydı), içinizden hiçbiri (hayatı boyunca) ebediyyen (günah kirlerinden) te mizlenemezdi. Lâkin Allâh dilediği kimseyi (rahmet ve mağfiretiyle tüm kirlerden) tertemiz kılar. Allâh (, kullarının açıkladıkları tevbe dâhil tüm sözlerini hak kıyla işiten bir) Semî’dir; (niyetler dahil olmak üzere tüm mâlûmâtı lâyıkı vechile bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
24:21
22
وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢٢
Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
İçinizden (Ebû Bekr-i Sıddîk gibi, dinde) fazî let ve (malda) genişlik sahibi olanlar, soy yakınlığına sahip olanlara, yoksullara ve Allâh yolunda hicret etmiş bulunanlara (yardım) vermeyeceklerine dâir yemin etmesin!/vermeleri hususunda kesinti yapmasın!/ Affetsinler ve (görmezden gelerek, ceza vermekten) yüz çevirsinler! (İnsanlara karşı takındığınız kötülüğe iyilik muamelesine karşılık) Allâh’ın sizin için (günahlarınızı) bağışlamasını sevmez misiniz? Allâh (sonsuz gücüne rağmen, kullarının hatalarını örten bir) Ğafûr’dur; (kendilerine çok acıyan bir) Rahîm’dir. (O halde siz de O’nun ahlâkını takının!) Bu âyet-i kerîme Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir, şöyle ki o; kızı Âişe (Radıyallâhu anhâ) hakkındaki iftiraları dinleyip gülerek hata işleyen, fakat yoksulluk, muhâcirlik ve Bedir muhârebesine katılmış bulunmak gibi üstün vasıflara sahip olan, teyzesinin oğlu olduğu için de sıla-i rahim hakkı bulunan Mistah (Radıyallâhu anh)`a vermekte olduğu yardımı keseceğine dâir yemin etti. Fakat Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu âyet-i kerîmeyi kendisine okuduğunda, “Tabiî ki Allâh’ın beni affetmesini isterim!” diyerek yemin keffâreti verip Mistah (Radıyallâhu anh)`a verdiği yardımı sürdürdü. Çünkü Mistah (Radıyallâhu anh) iftiraları dinlemekle hata etmişse de, hiçbir zaman iftiralara katılmamıştı.(Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu
24:22
23
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ٣٢
İnnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm(azîmun).
O kimseler ki, (zinadan) korunmuş olan ve (suçlandıkları şeyden) habersiz olan imanlı kadınla ra (zina suçu) atmaktadırlar; gerçekten onlar (tevbe etmedikleri sürece) dünyada ve âhirette lânetlen mişlerdir. Pek büyük bir azap da onlar içindir.— M.Ustaosmanoğlu
24:23
24
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٤٢
Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Dillerinin, ellerinin ve ayaklarının (konuştu rulup), yapmakta bulunmuş oldukları (iftira gibi) şeylere dâir aleyhlerinde şâhitlik ede ce ği gün!...— M.Ustaosmanoğlu
24:24
25
يَوْمَئِذٍ يُوَفّ۪يهِمُ اللّٰهُ د۪ينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُب۪ينُ ٥٢
Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn(mubînu).
İşte o gün; Allâh onlara hak ettikleri cezalarını tastamam verecektir, onlar da bileceklerdir ki gerçekten Allâh, o pek açık olan/(her şeyi) açıklayan/ Hakk’ın (; O ilâhlığı sabit ve zâhir olan Zât’ın) ta Kendisidir! Allâh-u Te’âlâ Kur’ân-ı Kerîm’de hiçbir günahın tehdidi hakkında Âişe (Radıyallâhu anhâ)`ya iftira edenleri tehdit mâhiyetinde kullandığı ağır ifadelere yer vermemiştir. Bu yüzden ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ): “Kim bir günah işlemiş de sonra tevbe etmişse, tevbesi kabul edilmiştir, ancak Âişe (Radıyallâhu anhâ) hakkındaki iftiraya karışanlar müstesnâ!” demiştir. (Nesefî)— M.Ustaosmanoğlu
24:25
26
اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟ ٦٢
El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât(habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât(tayyibâti), ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn(yekûlûne), lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Kötü kadınlar (ve sözler) kötü erkeklere mahsustur, kötü erkekler de kötü kadınlara âittir. Temiz kadınlar da temiz erkeklere mahsustur, temiz erkekler de temiz kadınlara âittir. (Ancak bunların bir birleriyle evlenmeleri yakışıkalır.) İşte o (temizlerin temizi olan Habîbimin nikâhı altında buluna)nlar, bun(ca münafık)ların söylemekte oldukları şeylerden tamamen temiz tutulmuşlardır. Onlar(ın beşeriyet gereği kaçınamadıkları günahları) için büyük bir mağfiret ve (kendileri için cennet nimetleri gibi) pek değerli yüce bir rızık vardır! Tefsirlerde zikredildiği üzere; Allâh-u Te`âlâ Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın beraatını, beşikteki çocuğu konuşturarak; Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın beraatini, elbiseleri kaçıran taşı konuşturarak; Meryem (Radıyallâhu anhâ)`nın beraatını da çocuğu Îsâ (Aleyhisselâm)`ı konuşturarak açıklamıştır. Âişe (Radıyallâhu anhâ)`nın beraatini ise kıyâmete kadar okunacak mucize olma unvanına sahip tek kitabında bunca büyük âyetlerle ve bu kadar te’kitli ifadelerle ortaya koymuştur ki, bu da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in makamının yüceliğini gösteren büyük bir delildir. Âişe (Radıyallâhu anhâ)`nın, kendisinden başka hiçbir kimseye nasip olmayan bazı şeylerle iftihar ettiği rivayet edilmiştir ki bunlar da: O daha çocukken Cibrîl (Aleyhisselâm) bir ipek parçasında onun resmini Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e göstererek: “İşte bu senin hanımındır!” demiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ondan başka hiçbir bakireyle evlenmemiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onun gününde ve onun koynun da vefat etmiş ve onun evine defnedilmiştir. Sadece onunla bir yorgan altındayken vahiy gelmeye devam etmiştir. Beraatı gökten inmiştir. Bir de o, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in halifesi olan Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh)`ın, Sıddîka olan kerîmesidir ve bu âyetle ona büyük bir mağfiret ve pek hoş rızıklar vaad edilmiştir. (Hâzin, Nesefî, Beyzâvî)— M.Ustaosmanoğlu
24:26
27
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٧٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ey iman etmiş olan kimseler! Kendi (oturdu ğunuz) evlerinizden başka birtakım evlere, (sahip lerinden) izin almadığınız sürece ve halkına selâm vermediğiniz müddetçe girmeyin! İşte size bu (şe kilde selâm verip izin istemek, câhiliyet devrindeki gibi ansızın girmekten) sizin için hayırlıdır! (Böylece siz üstün bir ahlâka irşâd olundunuz.) Tâ ki siz iyice düşü n(üp gereğiyle amel ed)esiniz!— M.Ustaosmanoğlu
24:27
28
فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْۚ وَاِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ اَزْكٰى لَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ ٨٢
Fe in lem tecidû fîhâ ehaden fe lâ tedhulûhâ hattâ yu’zene lekum ve in kîle lekumurciû ferciû huve ezkâ lekum, vallâhu bimâ ta’melûne alîm(alîmun).
Eğer oralarda (size cevap verecek) hiçbir kimse bulamazsanız, artık (sahibi tarafından) size izin verilin ceye kadar oralara girmeyin! Eğer size: “Geri dönün (ortam müsâit değil)!” denilecek olursa (ısrarcı olmayıp) geri dönün, o (milletin kapılarında inadına beklemeniz dense, kimseyi rahatsız etmeyip dönmeniz,) sizin (rezil duruma düşmemeniz) için daha temiz (bir hareket)dir!/daha yararlı (bir davranış)dır./ Zaten Allâh yapmakta ol duklarınızı (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.— M.Ustaosmanoğlu
24:28
29
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٩٢
Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten gayre meskûnetin fîhâ metâun lekum, vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).
(Tekke, kervansaray, han, hamam gibi belli kesim ler tarafından) meskûn olmayan, içerlerinde de sizin için (soğuktan sıcaktan korunma ve eşyanızı yerleştirme gibi) bir faydalanma (hakkı) bulunan birtakım evlere (izinsiz) girmenizde sizin üzerinize hiçbir günah yok tur. Allâh sizin açıklamakta olduğunuz (bozgunculuk veya birtakım mahrem şeyleri görme arzusu gibi kötü) şey leri de, gizlemekte bulunduğunuz şeyleri de bilmektedir.— M.Ustaosmanoğlu
24:29
30
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٠٣
Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).
(Habîbim!) İmanlı erkeklere de ki; (haramlara karşı) gözlerini yumsunlar (da sadece helâllere baksın lar) ve tenâsül uzuvlarını (zina ve livâta gibi haramlar dan) korusunlar/avret yerlerini (açılmaktan) korusun lar/! İşte (günahlara düşüp kirlenmelerindense) bu kendileri için daha temiz (bir hareket)dir./(din ve dünya bakımından) daha faydalı (bir davranış)dır/! Mu hakkak Allâh onların (kime bakmakta ve ne) yapmakta olduklarını(n görünen-görünmeyen yönlerini hakkıyla bilen bir) Habîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
24:30
Yükleniyor...
Nur
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle