Enbiya 112 Ayet Mekke · الأنبياء
21

Enbiya

Peygamberler · Mekke
21
Peygamberler · Mekke
الأنبياء
112
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ ١
Ikterebe lin nâsi hisâbuhum ve hum fî gafletin mu’ridûn(mu’ridûne).
İnsanlar için (Allâh-u Te`âlâ tarafından) hesâb(a tâbi tutulma)ları çok yaklaşmıştır. Onlar ise (İlâhî muhâsebeden ve ona hazırlanmak tan) gaflet içerisindedirler, (bu hu - susu önemseyip düşünmekten dahi) yüz çeviricidirler.— M.Ustaosmanoğlu
21:1
2
مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ ٢
Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illestemeûhu ve hum yel’abûn(yel’abûne).
Rablerinden onlara yeni bir öğüt/âyet/ geldikçe, mutlaka onlar (eğlenip) oynamakta (ve dalga geçmekte) oldukları halde onu dinlerler.— M.Ustaosmanoğlu
21:2
3
لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٣
Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve entum tubsırûn(tubsırûne).
Kalpleri (dünyanın yaldızlarıyla meşgul olduğu için, âhiret düşüncesinden) oyalanıcı olarak (vaaz ları dinlerler)! O (şirk koşarak) zâlim ol muş kimse ler (insandan peygamber gön derilmesini imkânsız saydıklarından, bu konudaki) fısıldaşmalarını (baş kalarının göreceği yerde bile yap mayıp) iyice gizle diler ki: “İşte bu (Muhammed) ancak sizin gibi (yiyip, içen) bir beşerdir. Şimdi büyüye mi gelecek (ve oturup onu dinleyecek)siniz? Oysa siz (onun oku duklarının birer sihir olduğunu) gör mektesiniz.”— M.Ustaosmanoğlu
21:3
4
قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٤
Kâle rabbî ya’lemul kavle fis semâi vel ardı ve huves semîul alîm(alîmu).
(Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onların bu sözlerine cevâben) de di ki: “Rabbim, gökte de yer de de (açık veya gizli söylenmiş olan) tüm sözleri bilmektedir. (Bütün konuşulanları hakkıyla işiten) Semî’ de, (yapılanları, hattâ düşünülenleri pek iyi bilen) Alîm de ancak O’dur!”— M.Ustaosmanoğlu
21:4
5
بَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ ٥
Bel kâlû adgâsu ahlâmin belifterâhu bel huve şâır(şâırun), fel ye’tinâ bi âyetin kemâ ursilel evvelûn(evvelûne).
Doğrusu onlar (Kur’ân hakkında “Büyü” ifadesini kullandıktan sonra, bu yanlış fikirde durmayıp, tutarlı olmayan çalkantılı diğer birtakım bâtıl görüşlere kayarak) dediler ki: “(Hayır! O bir büyü değil, bilakis) birtakım karışık rüyalardır (ki o, rüyasında gördüğü saçma sapan şeyleri Allâh’tan gelen bir vahiy sanmıştır)!”, “Doğrusu (onun okuduğu, kendisine hayal ettirilen birtakım boş şeylerden ibâret olamaz,) onu kendisi (rüya bile görmeden ve hiçbir şeyi kaynak almadan kendiliğinden) uydurmuştur!”, “Daha doğrusu o (rastgele bir uydurucu da değildir, bilakis kabiliyetli) bir şâirdir! (Tüm bu iddiâlarımızı kabul etmeyip, Allâh’tan gönderilen gerçek bir peygamber olduğunda ısrar ediyorsa) o halde bize (ejderha olan asâ, güneş gibi parlayan bembeyaz el, körleri iyileştirme ve ölüleri ihyâ gibi,) evvelki (peygamber) lerin (ken dileriyle) gönderilmiş olduğu şeylere benzeyen bir âyet getirsin!”— M.Ustaosmanoğlu
21:5
6
مَٓا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَاۚ اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ ٦
Mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâ, e fe hum yu’minûn(yu’minûne).
Onlardan önce (inadına mûcize istedikleri için) kendisini helâk etmiş olduğumuz hiçbir memleket (halkı, gördükleri mûcizeler karşısında) iman etme mişti, şimdi (istediklerini ya pacak olursan) bunlar mı inanacaklar?— M.Ustaosmanoğlu
21:6
7
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧
Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
(Habîbim! Yiyen-içen ölümlü bir insan olduğun için senin peygamber olamayacağını ileri süren o kişilere Bizim şöyle buyurduğumuzu bildir:) Biz senden önce de, kendilerine vahyetmekte olduğumuz bir takım erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik! Haydi, zikir ehli (olan Ehl-i Kitap âlimleri) ne sorun (bakalım)! Eğer siz bilmemekte olduysanız (onlar bu gerçeği bilmektedirler. Gerçi kıskançlıkları yüzünden Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in peygamberliğini inkâr ediyorlarsa da, peygamberlerin dâima insan neslinin erkek cinsinden gönderildiğini asla reddedemezler)!— M.Ustaosmanoğlu
21:7
8
وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ ٨
Ve mâ cealnâhum ceseden lâ ye’kulûnet taâme ve mâ kânû hâlidîn(hâlidîne).
Hem Biz onları (cansız) birer ceset yapma mış tık ki yemek yeme (ihtiyacı hissetme) sinler! Onlar (dünyada) ebedî kalan (ölümsüz) kimseler de de ğildiler. (Peki, onların peygamberliğini kabul eden ler, müşterek vasıflarınızdan dolayı seni niye reddet mektedirler?)— M.Ustaosmanoğlu
21:8
9
ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَٓاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِف۪ينَ ٩
Summe sadaknâhumul va’de fe enceynâhum ve men neşâu ve ehleknel musrifîn(musrifîne).
Sonra onlara (verdiğimiz yardım sözünü tutarak) o vaadde sâdık olduk da, kendilerini ve dile diğimiz o (mümin) kimseleri (inkârcıların başına gelen belâdan) kurtardık. (Kâfir olarak) haddi aşan kimseleri ise helâkettik.— M.Ustaosmanoğlu
21:9
10
لَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَاباً ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ٠١
Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
(Ey Kureyş topluluğu!) Andolsun ki; elbette muhakkak Biz size çok büyük bir kitap indirdik ki onda şerefiniz/öğüdünüz/ (tavsiye ettiği güzel ah lâkın kazandıracağı) güzel övgünüz/ vardır. Hâlâ (başkalarına karşı size verdiğimiz bu üstünlüğü) anla(yıp da inan)mayacak mısınız?— M.Ustaosmanoğlu
21:10
11
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْماً اٰخَر۪ينَ ١١
Ve kem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten ve enşe’nâ ba’dehâ kavmen âharîn(âharîne).
(Halkı müşrik ve) zâlim olmuş nice memleketi, bir daha düzelemeyecek şekilde kırıp geçir dik de, onların ardından (kendileriyle hiçbir soy bağı bulunmayan) başka başkabirtakım toplumlar mey dana getirdik.— M.Ustaosmanoğlu
21:11
12
فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَأْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ٢١
Fe lemmâ ehassû be’senâ izâ hum minhâ yerkudûn(yerkudûne).
O (helâke uğratıla)nlar Bizim çetin azâbımızı görür gibi hissettiklerinde, birdenbire onlar binek lerini koşturarak oradan süratlice kaçıyorlardı.— M.Ustaosmanoğlu
21:12
13
لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ٣١
Lâ terkudû verciû ilâ mâ utriftum fîhi ve mesâkinikum leallekum tus’elûn(tus’elûne).
(O zaman azap melekleri onlara:) “Üzengilere vurup hızlıca kaçmayın! Kendile ri sebebiyle bolca nimetlendirildiğiniz şeylere ve (rahatça yaşadığınız) meskenlerinize dönün! Belki de siz (eskisi gibi şim di de sıkıntılara düşenler tarafından) danışılırsınız!/(Fakirler tarafından ) istekte bulunulursunuz!/(Hiz met çile riniz tarafından: “Bu durumda ne yapalım?” diye) sorulursunuz!/( Karşılaştığınız felâketi araştı ranlarca) sorgulanırsınız!/” (diyorlardı.)— M.Ustaosmanoğlu
21:13
14
قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٤١
Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
(Kaçamayacağını anlayanlar:) “Ey bizim helâkimiz! (Neredesin gel! Şimdi tam zamanın!) Gerçek ten de biz (şirk koşarak kendimize yazık eden) zâlim kimseler olduk!” dediler.— M.Ustaosmanoğlu
21:14
15
فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ ٥١
Fe mâ zâlet tilke da’vâhum hattâ cealnâhum hasîden hâmidîn(hâmidîne).
İşte Biz onları biçilmiş bir ekin (gibi yerle bir edinceye) ve ateşi sönmüş (ölü) kimseler haline getirinceye kadar bu (söz) onların yalvarış (ve yakarış)ları olarak sürdü gitti.— M.Ustaosmanoğlu
21:15
16
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ٦١
Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn(lâıbîne).
Biz gökle yeri ve ikisi arasındakileri oynayan kimseler olarak (boş yere) yaratmadık! (Bila kis onları, Allâh’ın kudretini düşünenler için bir ibret ve âhiretin kazanılma yeri olsun diye halkettik. Öyleyse bunların yaratılışındaki ciddi gayeyi göz önüne alarak sorumluluğunuzu bilin!)— M.Ustaosmanoğlu
21:16
17
لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْواً لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ٧١
Lev erednâ en nettehıze lehven lettehaznâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ılîn(fâ’ılîne).
(Farz-ı muhâl) eğer Biz (eş ve çocuk gibi) bir eğlence (vesilesi) edinmek isteseydik, elbette onu (sizin gördüklerinizden değil de ) Kendi katımızda (bulunan hûrilerde) n edinirdik (ve onları size göstermezdik. Zira kişinin âilesinin kendi yanında bulunması gerektiğini siz de bilmektesiniz)! Eğer Biz (bu gibi işleri) yapacak olan kimseler olsaydık (size sormadan da yapabilirdik. Ama eş ve çocuk edinmek şânımıza yakışmaz)!/Ama Biz (böyle fuzûli işler) yapanlar değiliz!/— M.Ustaosmanoğlu
21:17
18
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ٨١
Bel nakzifu bil hakkı alel bâtıli fe yedmeguhu fe izâ huve zâhik(zâhikun), ve lekumul veylu mimmâ tasıfûn(tasıfûne).
Doğrusu Biz o hakk (olan Kur’ân ve İslâm) ı bâtıl (olan şeytan ve şirk) üzerine atarız da, o onun beynini pat latır, birdenbire o (bâtıl bütünüyle) yok olup gitmiştir. (Ey kâfirler! Allâh adına) nitelemekte bulunduğunuz (eş ve çocuk gibi) şeylerden dolayı sizin için şiddetli helâk (ve yıkım) vardır!— M.Ustaosmanoğlu
21:18
19
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ٩١
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), ve men indehu lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ yestahsirûn(yestahsirûne).
Göklerde ve yerde bulunanlar sadece O’na âittir! (Yaratanla yaratılan arasında ve mal sahibiyle, kendisine âit mülkü arasında soy bağı nasıl kurulabilir?) O’nun katında (makam sahibi) bulunan (değerli kul)lar (özellikle de melekler) O’na ibadet etmekten as la büyüklenmezler ve azıcık bile yorulmazlar.— M.Ustaosmanoğlu
21:19
20
يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ٠٢
Yusebbihûnel leyle ven nehâre lâ yefturûn(yefturûne).
(Bıkıp usanmadan) gece ve gündüz (dâima Allâh’ı ten zîh ve) tesbîh ederler. (Gaflet ederek ya da başka bir işle uğ raşarak) hiç gevşeklik göstermezler!— M.Ustaosmanoğlu
21:20
21
اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ١٢
Emittehazu âliheten minel ardı hum yunşirûn(yunşirûne).
Yoksa o (müşrik ola)nlar toprakta(ki taş ve madenlerde)n birtakım ilâhlar edin diler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler?— M.Ustaosmanoğlu
21:21
22
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٢
Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn(yasıfûne).
Eğer o ikisinde (göklerde ve yerde) Allâh’tan başka birtakım ilâhlar olsaydı, elbette o ikisi (de, kendilerinde yaşayan tüm varlıklar da çoktan) fesâda uğramış (ve tümden yıkılmış)tı. (Nitekim, iki veya daha fazla kişinin yönetimi hiçbir zaman düzenli yü rümez. Âlemlerde görülen düzen ise şunu açıkça ifade etmek tedir ki; ilâh ancak bir tanedir, bu nedenle de düzeni asla değiştirilememektedir.) Onların nitelemekte ol dukları (şirk ifade eden) şeylerden tesbîh (ve arılık olsun) O Arş’ın Rabbi olan Allâh’a!— M.Ustaosmanoğlu
21:22
23
لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ٣٢
Lâ yus’elu ammâ yef’alu ve hum yus’elûn(yus’elûne).
O (Allâh-u Te`âlâ), yapmakta olduğu şeyler den sorulmaz! Onlar ise (kul oldukları için, tüm inanç ve amellerinden) sorulacaklardır.— M.Ustaosmanoğlu
21:23
24
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٤٢
Emittehazû min dûnihî âliheh(âliheten), kul hâtû burhânekum, hâzâ zikru men maiye ve zikru men kablî, bel ekseruhum lâ ya’lemûnel hakka fehum mu’ridûn(mu’ridûne).
Yoksa onlar (Allâh’tan başka ilâhların varlığına hiçbir aklî delil bulamazken) O’ndan başkasını (naklî delillere ulaşarak) mı birtakım ilâhlar edinmişler dir. (Habîbim!) De ki: “(O halde bu hususta) delilinizi getirin! İşte bu (Kur’ân’ın açıkladığı tevhîd inancı), benimle birlikte olan (Müslüman)ların da öğüdü dür, benden önce bulunanların (okudukları ilâhî ki tapların) da vaazıdır!” Doğrusu; onların pek çoğu o hakk (olan Kur’ân’ın açıkladıkların)ı bilmemektedirler de, onlar bu ne denle (tevhîdi kabullenmekten ve peygambere uymak tan) yüz çe vir(meye devam ed)icidirler.— M.Ustaosmanoğlu
21:24
25
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ٥٢
Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin illâ nûhî ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ ene fa’budûn(fa’budûni).
(Habîbim!) Biz senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki, ona : “Şu bir gerçektir ki; Benden baş ka hiçbir ilâh yoktur. O halde (sadece) Bana kulluk edin!” diye vahyetmekte bulunmuş olmayalım.— M.Ustaosmanoğlu
21:25
26
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداً سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ ٦٢
Ve kâlûttehazer rahmânu veleden subhâneh(subhânehu), bel ıbâdun mukremûn(mukremûne).
(Meleklerin Allâh’ın kızları olduğuna inanan Huzâ’a kabilesi:) “Rah mân bir çocuk edindi!” dediler. (Bu gibi yakışıksız sıfatlardan arılık ve) tesbîh O’na! Doğrusu, (melekler Allâh-u Te’â lâ’nın çocukları olmayıp,) ikram edilmiş (ve manevi yakınlığa mazhar kılınarak şereflendirilmiş) birtakım kullardır.— M.Ustaosmanoğlu
21:26
27
لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ٧٢
Lâ yesbikûnehu bil kavli ve hum bi emrihî ya’melûn(ya’melûne).
Onlar (Rablerinden önce söz söyleyerek veya O’ndan emir almadan bir kelam sarf ederek) sözle O’nu geçmezler. Zaten onlar sadece O’nun emriyle iş ya parlar. (Emrolunmadıkları şeyi ise asla yapmazlar.)— M.Ustaosmanoğlu
21:27
28
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ ٨٢
Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî muşfikûn(muşfikûne).
O onların önlerinde olanı da, arkalarında bulunanı da (; geçmiş ve gelecek, dünya ve âhiretle alâkalı her şeylerini) bilmektedir. (Melekler de bu nun farkında olduklarından, ona göre davranmakta dır.) Onlar (O’ndan çok korktuklarından) O’nun (, şefa at olunmasına) rıza gösterdiği kimselerden baş kasına şefaat ede(rek kurtuluşu için hiçbir aracılığa tevessül ede)mezler (, o râzı olunanlar ise ancak imanla ölmüş kimselerdir). Onlar O’nun saygı ve korkusun dan ötürü titreyicidirler/(en ufak emareleri dahi değerlendirecek şekilde) endişeli (ve tedirgin)dirler (, bu yüzden makamlarının yüksekliğine güvenip de hiç bir zaman gevşekliğe kapılmazlar)/!— M.Ustaosmanoğlu
21:28
29
وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّ۪ٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِه۪ فَذٰلِكَ نَجْز۪يهِ جَهَنَّمَۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ۟ ٩٢
Ve men yekul minhum innî ilâhun min dûnihî fe zâlike neczîhi cehennem(cehenneme), kezâlike neczîz zâlimîn(zâlimîne).
O (melekler olsun, İblîs olsun, yaratıla)nlardan her kim: “Gerçekten de ben O’nun dışında bir ilâhım!” derse, işte o ki, bu sebeple Biz onu cehen nemle cezalandıracağız! İşte Biz (, ilâhlık iddia sın da bulunan veya bu çağrıya uyup Allâh’a ortak ko şan) o zâlimleri ancak böyle (feci azaplarla) cezalandıracağız (ki, bundan daha aşağısı düşünülemez)!— M.Ustaosmanoğlu
21:29
30
اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ ٠٣
E ve lem yerellezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).
O kâfir olmuş kimseler görmedi mi ki; gerçekten gökler ve yer, o ikisi de (birbirlerinden ayırt edile me yecek derecede tek bir kütle halindeydiler ve kendi aralarında katmanları fark edilemeyecek şekil de) yapışık bir şeydiler, sonra Biz onları yarıp (, ara larına hava ve fezâ yerleştirerek, yer ve gök diye iki ayrı varlık haline getirdik, ayrıca yedi kat gök ve yedi kat yer halinde tabakalara, feleklere ve iklimlere) ayır dık!/O kâfir olmuş kimseler görmedi mi ki; şüp hesiz gökler ve yer, (hiçbir yağmur) yağdırmayan ve (hiçbir ürün) bitirmeyen birer varlık idiler de, Biz onları yar(ıp kendilerinden yağmurlar ve mahsul ler çıkar)dık!/ (Evet! Göklerin ve yerin yaratılışını gözüyle gören olmadıysada, inceleyenler, bu âlemin ezelî olmayıp, sonradan yaratılmış olduğunun birçok delilini görme imkânına sahiptirler.) Yine Biz (, insanlar, hayvanlar ve bitkiler gibi) birçok canlı şeyi (gök ten indirdiğimiz) sudan yarattık!/Biz her canlıyı sudan yarattık! (Zira ilk yarattığımız cevhere heybet nazarıyla baktığımızda o, eriyip, sallanarak suya dönüştü. Böylece diğer yaratıklar ondan meydana geldi.)/ Hâlâ mı (yaratıcının gücüne ve dinine) inanmayacaklar?— M.Ustaosmanoğlu
21:30
Yükleniyor...
Enbiya
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle