Hac 78 Ayet Medine · الحج
22

Hac

Hac · Medine
22
Hac · Medine
الحج
78
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ ١
Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum, inne zelzeletes sâati şey’un azîm(azîmun).
Ey insanlar! Rabbinizden hakkıyla sakının (da emirlerini tutup yasaklarından kaçının)! Çünkü o (kı yâmet) â(nı)nın zelzelesi gerçekten pek büyük bir şeydir. (Artık o manzarayı zihninizde canlandırın da, Rabbi nizin emri üzere takvâ elbisesine bürünerek, o günün zorluklarından kendinizi kurtarmaya çalışın.)— M.Ustaosmanoğlu
22:1
2
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ ٢
Yevme teravnehâ tezhelu kullu murdıatin ammâ erdaat ve tedau kullu zâti hamlin hamlehâ ve teren nâse sukârâ ve mâ hum bi sukârâ ve lâkinne azâballâhi şedîd(şedîdun).
Onu göreceğiniz gün, her bir emziren dişi dehşete kapılarak emzirdiğinden (gâfil bir halde) geçip gidecek/emzirdiğinden alıkonacak/emzirdiğini unutacak/her bir yük sahibi (gebe) de (vakitsiz olarak) yükünü düşürecektir. (Ey gören! O gün) sen insanları sarhoşlar (gibi) görürsün. Oysa onlar (gerçekte) asla sarhoşlar değildirler, lâkin Allâh’ın azâbı pek şiddetli (olduğundan, onların aklını başlarından almış ve temyiz kabiliyetlerini gidermiş)dir. İmran ibni Husayn (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edildiğine göre; bu iki âyet Benî Mustalik gazvesinde nâzil olduğu gece Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) insanları toplayarak bu âyetleri onlara okuduğunda, o geceden daha fazla hiçbir gecede ağlandığı görülmedi. Sabah olunca sahâbe-i kirâm yüklerini hayvanlarından indirmediler, çadırlarını kurmadılar, yemek de pişirmediler. İnsanlardan kimisi ağlıyor, kimi de üzgün bir halde oturmuş düşünüyordu. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bu (âyette bahsedilen gün) hangi gündür?” diye sorunca: “Allâh ve Rasûlû bilir!” dediler. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Allâh-u Te`âlâ’nın Âdem’e: ‘Kalk, zürriyetinden cehenneme gidecekleri gönder!’ buyuracağı gündür! O zaman Âdem: ‘Cehenneme gidecekler ne kadardır?’ diye soracak, Allâh-u Te`âlâ da: ‘Her binden dokuz yüz doksan dokuzdur!’ buyuracaktır”dedi. (Buhârî; Enbiyâ, 10, No: 3170, 3/1221, Hâzin)— M.Ustaosmanoğlu
22:2
3
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَر۪يدٍۙ ٣
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).
İnsanlardan öylesi vardır ki, Allâh hakkında bilgisizce mücadele etmektedir ve (bunu yaparken) her azgın/bozgunculuğa soyunmuş/sürekli şerle uğraşan/şeytana iyice uymaktadır. Bu âyet-i kerîme Nadr ibni Hâris hakkında nâzil olmuştur. Gerçekten de o, âyet-i kerîmede vasfedildiği üzere çok mücâdeleci biriydi. Kur’ân-ı Kerîm’de reddedilen: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!”, “Kur’ân evvelkilerin uydurmalarıdır!”, “Ölümden sonra dirilmek yoktur!” gibi birçok sözün de sahibiydi!— M.Ustaosmanoğlu
22:3
4
كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ٤
Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).
O (şeyta)na (uyanlara onun yapacağı muâmele hakkında) şu gerçek (karara bağlanıp) yazılmıştır ki; kim onu dost edinirse, şüphesiz o onu saptırır ve onu çok alevlendirilmiş o (cehennem) ateşin(in) azâbına ulaştırır.— M.Ustaosmanoğlu
22:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ ٥
Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).
Ey insanlar! Eğer (ölüp, toprağa ve suya karışmanızın ardından) diriltilmekten bir şüphe içindeyseniz (ilk yaratılışınıza bakmanız bu husustaki şüphenizi giderecektir)! Gerçekten de Biz sizi(n babanız Âdem’i) bir topraktan (sizi de toprakta yetişen gıdalardan), sonra (meni denen) sâfî az bir sudan, sonra (sülük gibi rahim duvarına yapışıp kan emerek beslenen aşılanmış yumurtadan ibaret) bir kan pıhtısından, sonra (baş, el ve ayak gibi bazı uzuvlarının) şekli belli belirsiz/(doğduğunda eseri belli olacak şekilde) kusurlu ve(ya) kusursuz (olabilecek)/ tam (olarak doğmaya) ve düşük (olmaya elverişli)/ bir çiğnem et parçasından yarattık ki, (dirilme hususu dâhil, aklın kavramaktan âciz kalacağı nice nice gerçekleri) size açıkça anlatalım! (Şüphesiz ki bu tedrîcî yaratışı düşünenler, kendisinde hayat eseri bulunmayan bir topraktan canlı bir insan yaratıp onu, aralarında hiçbir münâsebet bulunmayan; toprak, su, kan pıhtısı, bir çiğnem et ve iskelet gibi farklı farklı maddelere sokmaya Kâdir olan yaratıcının, ilk başta yaptığını tekrar iâdeye güçlü olduğuna inanmakta asla güçlük çekmezler.) Biz (düşük olmamasını) dilediğimiz (cenin) i rahimlerde adı konmuş bir süreye kadar durduruyoruz, sonra sizi (oradan) bebekler hâlinde çıkarıyoruz. Sonra (kuvvet akıl ve idrâk hususunda) güçlü çağınız (olan on sekiz-otuz yaş arasın)a ulaşasınız diye (sizi büyütüyoruz)! İçinizden (bu çağa varır varmaz, yahut önce sinde ve ya sonrasında yaşlılık çağına ulaşmadan) vefat ettirilen de vardır, yine sizden öylesi vardır ki (sahip olduğu) birçok bilgiden sonra (çocukluk hâlinde olduğu gibi) hiçbir şey bilmemesi için ömrün en rezil dönemi (olan bunaklık hâli)ne döndürülmektedir. (Ey insan! Diriltilmenle alâkalı olarak kendi bünyen deki âyetleri dinledikten sonra, senin dışında gelişen âyetlerden birini de şöyle anla ki;) sen toprağı ölü ve kuru bir halde görmekteyken, bir de Biz onun üzerine suyu indirdiğimizde o (, mahsul vermek için) kıpırdanır, şişip kabarır ve (bakanlara sevinç veren) her bir güzel çiftten (ve farklı farklı türlerden çeşitli ürünler) bitirir. (İşte Allâh-u Te`âlâ’nın seni diriltmesi de, her sene gördüğün bu âyet gibi meydana gelecektir.)— M.Ustaosmanoğlu
22:5
6
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ يُحْـيِ الْمَوْتٰى وَاَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ٦
Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
İşte bu (şekilde insanın farklı tavırlarda yaratılıp, aralarında uyum olmayan farklı hallere döndürülmesi ve kuru toprağın diriltilmesi) şu sebepledir ki; gerçekten Allâh (her şeyin Kendisiyle var olduğu) Hakk’ın (ve gerçeğin) ta Kendisidir. Bir de şüphe siz ki O, ölüleri diriltecektir ve muhakkak ki O, her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.— M.Ustaosmanoğlu
22:6
7
وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٧
Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).
Ve yine şu sebepledir ki; o (kıyâ met) ân(ı) mutlaka gelecektir, kendisinde hiçbir şüphe yoktur. Bir de gerçekten Allâh kabirlerde bulunanları diriltecektir. (Nitekim Allâh-u Te`âlâ sö zünü bozmayan bir Hakîm olarak bunları vaad etmiştir. Artık O’nun bu sözünü tutması kaçınılmazdır!)— M.Ustaosmanoğlu
22:7
8
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍۙ ٨
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
İnsanlardan öylesi de vardır ki, ne (zorunlu) bir bilgisi, ne (delil araştırarak ulaştığı) bir rehberi, ne de (vahye âit) nur saçan bir kitabı bulunmaksı zın (sırf cehâlet ve inada dayalı bir şekilde) Allâh hak kında sürekli tartışır. (Nitekim Ebû Cehil bunun en belirgin örneğidir!)— M.Ustaosmanoğlu
22:8
9
ثَانِيَ عِطْفِه۪ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذ۪يقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَر۪يقِ ٩
Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi), lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel harîk(harîkı).
(İnsanları) Allâh’ın yolundan sap tırsın diye (hakka karşı burnu havada ve kibirli bir tavırla) yanını çeviren biri olarak (tartışmaları sürdürür)! Bu kişi için dünyada büyük bir rezillik vardır. Kıyâmet günü ise ona o çok yakıcı (cehennem) azâbı(nı) tattıracağız.— M.Ustaosmanoğlu
22:9
10
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ٠١
Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).
(O zaman ona: “) İşte bu, iki elinin (işleyip) öne sürdüğü (kâfirlik ve günahlar gibi kötü) şeyler sebebiyledir. (Şunu bil ki;) gerçekten de Allâh asla kullarına azıcık dahi zulmeden biri değildir. (” buyuracağız!)— M.Ustaosmanoğlu
22:10
11
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍۚ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌۨ اطْمَاَنَّ بِه۪ۚ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌۨ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِه۪۠ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ١١
Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe in asâbehu hayrunıtmeenne bih(bihî), ve in asâbethu fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel âhıreh(âhırete), zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
İnsanlardan öylesi de vardır ki, (sebatkâr bir şekilde değil de,) bir kenar üzerinde (bulunup, işine gelmediği anda kaçma imkânı aramak üzere) Allâh’a ibadet etmektedir. Artık ona (bolluk ve âfiyet gibi) bir hayır isâbet edecek olsa, onunla iyice yatış(a rak göründüğü gibi İslâm’da sabit kal)ır. Ama (canı, malı ve âilesi hususunda) ona (sıkıntı çıkaracak) bir fitne dokunacak olsa, (yöneldiği imansızlık) yönü üzere geri(sin geri eski kâfirliğine) döner. O, dünya yı da , âhireti de kaybetmiştir. (Çünkü dünyada kanı helâl, âhirette ise yeri cehennem olmuştur.) İşte ancak bu, (herkesin anlayacağı şekilde) pek açık bir zararın ta kendisidir.— M.Ustaosmanoğlu
22:11
12
يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ٢١
Yed’û min dûnillâhi mâ lâ yedurruhû ve mâ lâ yenfeuh(yenfeuhu), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
O (mürtet kişi), Allâh’ı bırakıp, kendisine ne zarar verebilen, ne de ona fayda sağlayabilen şeylere tapar. İşte ancak bu, (haktan) pek uzak bir sapıklığın ta kendisidir!— M.Ustaosmanoğlu
22:12
13
يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِه۪ۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَش۪يرُ ٣١
Yed’û le men darruhû akrabu min nef’ıh(nef’ıhî), le bi’sel mevlâ ve le bi’sel aşîr(aşîru).
O, elbette öyle bir şeye tapmaktadır ki onun (varsayılan) zararı faydasından daha yakındır. (Çün kü taptığı putlar, dünyada kanının heder olmasına, âhi rette ise azâba uğramasına sebep olmuştur.) Andol sun ki; elbette o, ne kötü yardımcı olmuştur! Yemin olsun ki; elbette o, ne de kötü arkadaş olmuştur!— M.Ustaosmanoğlu
22:13
14
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُر۪يدُ ٤١
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), innallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
Şüphesiz ki Allâh o iman(da sebat) etmiş olanları ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemiş bulunanları öyle değerli cennetlere girdire cektir ki, (ağaçlarının ve köşklerinin ) altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır! Muhakkak ki Al lâh (imanlılara mükâfat, in kârcılara azap hususunda) dilemekte olduğu her şeyi (engel tanımaksızın) yapar.— M.Ustaosmanoğlu
22:14
15
مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغ۪يظُ ٥١
Men kâne yezunnu en len yensurehullâhu fîd dunyâ vel âhıreti felyemdud bi sebebin iles semâi summel yakta’ felyenzur hel yuzhibennekeyduhu mâ yagîz(yagîzu).
Her kim Allâh’ın, dünya da ve âhirette o (Muhammed Mustafa’sı)na asla yardım etmeyeceğini zannetmekte bulunmuşsa, artık hemen o, (öfkesini gidermek için elinden geleni yapmak üzere, evinin tavanının bulunduğu) göğe doğru bir ip uzatsın, sonra (onu boğazına geçirip iyice sıkarak nefesini) kessin (ve böylece intihar edip gebersin) de baksın (bakalım) ki (peygamberime verdiğim desteği engelleme uğrunda kurduğu) hilesi o öfke duyduğu şeyi gerçekten giderebilecek mi?/(Elinden geliyorsa) göğe bir ip uzatsın, sonra (yüzlerce senelik mesafeyi) kat(ederek ona gelecek yardımı ve vahyi engellemeye gayret) etsin de baksın ki hilesi öfkesini hiç giderebilecek mi?/ (Asla! Kâfirler kahrından geberse de, Allâh’ın peygamberine yardımı, dünyada da âhirette de sürecektir.) Rivayete göre; bu âyet-i kerîme Esed ve Ğatafân kabilelerine mensup bir topluluk hakkında nâzil olmuştur. Nitekim Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onları İslâm’a davet etmişti. Fakat onların Yahudilerle bazı antlaşmaları bulunduğu için: “Bizim Müslüman olmamız mümkün değil, çünkü korkarız Muhammed’e yardım gelmez. Bu sefer de Yahudilerle aramızdaki antlaşmalar bozulduğu için onlar da bize erzak vermezler ve bizi barındırmazlar!” diyerek bu teklifi reddettiler. Allâh-u Teâ`lâ da onları bu âyetle kahr-u perişan etti. (Hâzin, Âlûsî)— M.Ustaosmanoğlu
22:15
16
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يُر۪يدُ ٦١
Ve kezâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin ve ennallâhe yehdî men yurîd(yurîdu).
İşte (bu konuda) böylece (açık seçik âyetler vahyettiğimiz gibi) Biz onu(n tamamını) pek açık âyetler hâlinde indirdik. Bir de (şunu bil ki,) gerçekten Allâh (doğru yola iletmeyi) dilediğini hidâyet eder (ve hidâyetini artı rarak dosdoğru yolda sabit kılar)!— M.Ustaosmanoğlu
22:16
17
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٧١
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven nasârâ vel mecûse vellezîne eşrekû innallâhe yafsılu beynehum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innallâhe alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Şüphesiz o kimseler ki (inanılması gereken tüm meselelere) iman etmiştirler, yine o kimseler ki Yahudi olmuşturlar, ayrıca (meleklere ve yıldızlara tapan) Sabiîler, Hristi yanlar, (ateşe tapan) Mecûsî ler, bir de o kim seler ki (putlar gibi bâtıl ilâhlara tapa rak, Allâh’a) şirk koşmuşturlar; muhakkak ki Allâh kıyâmet günü (bunlara aynı muâ meleyi yap mayacak, bilakis şeytana âit beş dinle, Rah mân’a âit tek din olan İslâm’ın mensuplarının) aralarında ayı rıcı bir hüküm verecektir. Muhakkak ki Allâh her şeye (hakkıyla şâhit ve gözcü olan bir) Şehîd’dir. (Artık herkes bu gerçeği göz önünde bulundurarak, neye nasıl inandığına, ne konuştuğuna ve ne yaptığına dikkat etsin!)— M.Ustaosmanoğlu
22:17
18
Secde
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَث۪يرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَث۪يرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ ۩ ٨١
E lem tera ennallâhe yescudu lehu men fis semâvâti ve men fîl ardı veş şemsu vel kameru ven nucûmu vel cibâlu veş şeceru ved devabbu ve kesîrun minen nâs(nâsi), ve kesîrun hakka aleyhil azâb(azâbu), ve men yuhinillâhu fe mâ lehu min mukrim(mukrimin), innallâhe yef’alu mâ yeşâ’(yeşâu).(SECDE ÂYETİ)
(Ey insan!) Gör(ür gibi bil)medin mi ki Allâh; gerçekten göklerde bulunanlar, yerde olanlar, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, kımıldayan canlılar ve insanlardan bir çoğu (taat ve ibadet üzere) O’na secde etmektedir. (İnkâr edip itaatten kaçınan) pek çoğu(nun gölgeleri de ister istemez Allâh’a secde etmekte) ise (de, kendi irâdeleriyle secde etmediklerinden), (onlar) üzerine azap (kararı) hak olmuştur. Zaten (kötü inancı ve ameli nedeniyle) Allâh her kimi alçaltırsa, artık ona değer verecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki Allâh (azîz kılma ve zelîl etme dâhil) dilediği her şeyi yapar! İnanan insanların alınlarını yere koyarak yaptıkları secde malumsa da, diğer canlıların secdeleri müfessirler tarafından iki şekilde açıklanmıştır: a) Şuursuz varlıkların, Yaratıcının koyduğu tabiat kurallarına boyun eğerek, vazifelerinde hiçbir aksama göstermemeleri, “Tam bir boyun eğme” anlamına gelen “Secde” tabiri ile ifade edilmiştir. b) Her bir yaratıkta hakkanî ve manevîbir hayat mevcut olup, bizlerce anlaşılamayan bir şekilde her şeyin kendilerine göre secde ve tesbîhleri vardır. İsrâ Sûresi`nin 44. âyet-i kerî mesi de bu görüşü tercihe uygun kılmaktadır.— M.Ustaosmanoğlu
22:18
19
هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ ٩١
Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim fellezîne keferû kuttıat lehum siyâbun min nâr(nârin), yusabbu min fevkı ruûsihumul hamîm(hamîmu).
İşte (beş fırka olan kâfirlerle, müminlerin teşkil ettiği) bu ikisi, Rableri(nin Zât’ı, sıfatları ve dini) hakkında mücâdelede bulunmuş olan iki hasımdır. Artık o kâfir olmuş kimseler (kıyâmet günü çıkarılacakları İlâhî mahkeme kararı neticesinde); ateşten birtakım elbiseler (cüsselerine göre) onlar için iyice biçilmiştir. Başlarının üzerinden doğru da son derece kaynar su dökülecektir. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayet edildiğine göre; Yahudiler: “Bizim kitabımız ve peygamberimiz sizinkinden eski olduğundan, biz Allâh’a daha yakınız!” deyince, müminler: “Siz bizim kitabımızın ve peygamberimizin hak olduğunu bile bile, kıskançlıktan dolayı inkâr etmişken, biz tüm kitaplara ve peygamberlere inandığımız için Allâh’a sizden daha yakınız!” diye cevap vermişler, işte bu tartışma üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olmuştur.— M.Ustaosmanoğlu
22:19
20
يُصْهَرُ بِه۪ مَا ف۪ي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُۜ ٠٢
Yusheru bihî mâ fî butûnihim vel culûd(culûdu).
Karınlarında bulunan (bağırsak)lar ve deri ler onunla eritile(rek içleri dışlarına çıkarılacak, sonra azap devam etsin için eski hâline döndürüle)cektir.— M.Ustaosmanoğlu
22:20
21
وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَد۪يدٍ ١٢
Ve lehum makâmıu min hadîd(hadîdin).
Yine onlara âit demirden kamçılar/ tokmak lar/ da vardır (ki, insanlar ve cinler bir araya gelse onların bir tanesini yerinden kaldıramazlar).— M.Ustaosmanoğlu
22:21
22
كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ۟ ٢٢
Kullemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel harîk(harîkı).
Her ne zaman (kendilerini yukarıya kaldıran alevler onları cehennemin ağzına yaklaştırsa ve çek tikleri) büyük bir gamdan dolayı oradan çıkmala rını isteseler, (kafalarına vurulan demir tokmaklarla, yetmiş senelik derinliğe atılarak) onun içerisine geri döndürülürler (ve o zaman onlara denilir) ki: “O yakıcı (ateşin) azâbı(nı) tadın (bakalım)!”— M.Ustaosmanoğlu
22:22
23
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ٣٢
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilus sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lu’luâ(lu’luen), ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).
Muhakkak ki Allâh o iman(da sebat) etmiş olanları ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih amel ler işlemiş bulunanları öyle değerli cennetlere girdirecektir ki, (ağaçlarının ve köşklerinin) altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır! Onlar orada altından bilezikler ve incilerle bezendirileceklerdir. Oradaki giyecekleri ise pek değerli bir ipektir!— M.Ustaosmanoğlu
22:23
24
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ٤٢
Ve hudû ilet tayyibî minel kavli ve hudû ilâ sırâtıl hamîd(hamîdi).
Onlar (kelime-i tevhîd, Kur’ân vesâir zikirler gibi) o pek hoş sözlere eriştirilmişlerdir. Ve onlar o pek övülen (İslâm) yol(un)a/o pek övgüye değer yer (olan cennet)in yoluna/O (bütün hamdler Kendi sine lâyık olan) Hamîd’in yoluna/ erdirilmişlerdir.— M.Ustaosmanoğlu
22:24
25
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذ۪ي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءًۨ الْعَاكِفُ ف۪يهِ وَالْبَادِۜ وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِـاِلْحَادٍ بِظُـلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ۟ ٥٢
İnnellezîne keferû ve yasuddûne an sebîlillâhi vel mescidil harâmillezî cealnâhu lin nâsi sevâenil âkıfu fîhi vel bâd(bâdı), ve men yurid fîhi bi ilhâdin bi zulmin nuzıkhu min âzâbin elîm(elîmin).
Şüphesiz o kimseler ki kâfir olmuşlardır, (kendi kâfirlikleriyle yetinmeyip) bir de (Hudeybiye senesi umreye gelen Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbını) Allâh’ın yolundan ve o Mescid-i Harâm’dan alıkoymaktadırlar ki, Biz onu, kendisinde yerleşenle, yolcu olan tüm insanlar için eşit kılmışızdır(, işte yakında onlara çok can yakıcı bir azâbı tattıracağız)! Her kim orada (günahlar işlemek gibi) bir zulüm sebebiyle haktan sapmak isterse, ona da çok acı verici bir azaptan tattırırız! Bu âyet-i kerîmeden dolayı ibni Abbâs ve İbni Mes’ûd (Radı yallâhu anhüm) gibi zâtlar, Mekke’de günah işleme arzusu taşımanın, bu istek amel safhasına geçmese de azâbı gerektireceğini söylemişlerdir. Bu yüzden ibni Abbâs (Radıyallâhu anhüma): "Uzuvlarıma sahip olabilirim ama kalbime nasıl mâlik olayım!" diyerek Mekke`de ikamet edememiş, Tâif`e hicret ederek orada vefat etmiştir. Diğer bazılarıysa; bu arzunun, icraate kararlılık içeren ya da amelle birlikte bulunan bir istek olması hâlinde ceza gerektireceğini söylemişlerdir.— M.Ustaosmanoğlu
22:25
26
وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـٔاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ٦٢
Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
Hani Biz: “Bana hiçbir şeyi or tak koşma! Tavaf edenler, (namazda) kıyam edenler/ (Mekke’de) ikamet edenler/, rükû’ edenlerle secde yapanlar için de evimi (hem maddî pisliklerden, hem de putlar gibi manevî necâsetlerden) tertemiz et!” diye İbrâ hîm’e o beytin mekânını (ibadet ve bakım için gidip geleceği bir) uğrak yeri yapmıştık.— M.Ustaosmanoğlu
22:26
27
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ ٧٢
Ve ezzin fîn nâsi bil hacci ye’tûke ricâlen ve alâ kulli dâmirin ye’tîne min kulli feccin amîk(amîkın).
(Eski temeller üzerine Kâ`be’yi bina etmesinin ardından ona şöyle emretmiştik:) İnsanlar içerisinde haccı(n farz kılındığını) ilan et ki, (babalarının sulplerinde ve analarının rahimle rinde bulunanlara bu çağrıyı duyurayım da, o anda telbiye getirenler, dünyaya geldiklerinde) yayalar ola rak ve her uzak yoldan gelen zayıf düşmüş her bir (yorgun) deve üzerinde sana gelsinler.— M.Ustaosmanoğlu
22:27
28
لِيَشْهَدُوا مَنَافِـعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْـبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ ٨٢
Li yeşhedû menâfia lehum ve yezkurusmallâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ rezakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe kulû minhâ ve at’ımul bâisel fakîr(fakîre).
Tâ ki (hac için Mekke’ye gelerek) kendilerine âit birçok değerli faydalara şâhit olsunlar ve ken dilerine rızık olarak verdiği hayvanların davarları (olan; deve, sığır, koyun ve keçi türlerini keserken her biri) üzerine (kurban bayramının ilk üç günü olarak) bilinen günlerde Allâh’ın adını ansınlar. /Tâ ki kendilerine mahsus birtakım menfaat lere tanıklık etsinler ve onlara vermiş olduğu hay vanların davarlarına karşılık, (zilhiccenin ilk onu olarak) bilinen günlerde (çokça ibadet ve hamd ü şü kürde bulunmak üzere) Allâh’ın adını zikretsinler./ (Ey kurban kesenler! Kesim esnasında Al lâh’ın adı nı anın ve) artık onlardan hem ken diniz yiyin, hem de darda kalmış fakire yedirin!— M.Ustaosmanoğlu
22:28
29
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ ٩٢
Summel yakdû tefesehum vel yûfû nuzûrahum vel yettavvefû bil beytil atîk(atîkı).
(Hac yapanlar, kurbanlarını kesip, traş olarak ihramdan çıktıktan) sonra (bıyıklarını ve tırnaklarını kısaltıp, etek ve koltuk traşı olarak) kirlerini gider sinler, (hac esnasında hayır ve ibadet adına yapmış oldukları) adaklarını yerine getirsinler ve (insan ların ibadeti için ilk olarak bina edilen) o eski evi/(zor ba ların tasallutundan ve tûfan gi bi âfetlerden korunmuş) o âzat lı evi/ o (günahkârların boyunlarını) âzat ettiren evi/(, haccın farzlarından biri olan ziyâret ta vafını eda etme niyetiyle) tavaf etsinler!— M.Ustaosmanoğlu
22:29
30
ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ ٠٣
Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbih(rabbihî), ve uhıllet lekumul en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibûr ricse minel evsâni vectenibû kavlez zûr(zûri).
İşte bu (emirleri tutun)! Her kim Allâh’ın hürmetli kıldığı şeylere (iman edip gereğiyle amel ederek, onlara lâ yık saygı ve) tazimde bulunursa, işte o, kendisi için Rabbi katında tam bir hayırdır. (Haramlıkları) size art arda okunmakta olan (lâşe ve besmelesiz kesilen hayvan)lar dışında(, deve, sığır, koyun ve keçi gibi) davarlar(ı kesip yemek) size helâl kılınmıştır. Artık (maddî pisliklerden sakındığınız gibi, manen) tam bir pislik olan putlardan da tamamen sakı nın, yalan söz (, iftira ve yalan yere şâhitlik)den de iyice kaçının! (Putların ibadete lâyık ilâhlar olduğu iddiâsı ve birtakım hayvanlardan istifâdenin bilgisiz ce yasaklanması, Allâh’a karşı yapılan en büyük bir iftira ve yalandır. Dolayısıyla hem yaratana, hem de yaratılanlara karşı yalan ve iftira içeren şirk ve günah sözlerini bırakın!)— M.Ustaosmanoğlu
22:30
Yükleniyor...
Hac
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle