Bu surenin adı "Mücadele" veya "Mücadile" olarak bilinir. Bu ad, surenin ilk ayetinde geçen "tucâdiluke" fiilinden alınmıştır. Çünkü surenin girişinde beyan edilen bir olayı, yani bir kadının Hz. Peygamber'den (s.a) kocasıyla arasındaki "zıhar" meselesine çözüm bulmasını, böylelikle kendisini ve çocuklarını mahvolmaktan kurtarması için sürekli ve ısrarlı taleplerini, Allahu Teâlâ, "Mücadele" olarak nitelemiştir. Dolayısıyla surenin adı da "Mücadele" olmuştur. Ancak bu kelimeyi "Mücadile" şeklinde ism-i fail olarak okumak da mümkündür ki o zaman, söz konusu meselede ısrar eden kadına atıf yapılmış olur.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili kesin bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak sure içinde mevcut bir karineden hareketle, bu surenin 5. hicri yılın Şevval ayında yapılan Ahzab Gazvesi'nden sonra nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Ahzab Suresi'nde, evlatlık edinilen çocukların, gerçek evladın yerini almasının mümkün olmadığı beyan edilirken, kendilerine zihar yapılan kadınların da, hiç bir surette kocalarının anneleri konumuna geçemeyeceği vurgulanmıştır. Mesele, sadece bu kadar kısa bir değini ile geçiştirilmiş ve zıharın, günah veya bir suç olduğu şeklinde bir tanım yapılmayıp, hadise bir hükme de bağlanmamıştır. Fakat bu surede zıhar olayının ayrıntılarına inilerek, bir hükme bağlanması, sözkonusu ayrıntıların Ahzab Suresi'nden sonra nazil olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surede Müslümanlara kendileri ile ilgili birtakım meselelerde çözüm yolları gösterilmiştir.
Surenin girişinden 6. ayete kadar zıhar olayının şer'i hükümleri açıklanmıştır. Aynı zamanda Müslümanlar şiddetle ikaz edilerek kendilerine Müslüman olduktan sonra cahiliyyenin örf ve adetlerine bağlı kalmanın, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak ve O'nun kurallarına karşı çıkmak anlamına geleceği anlatılmıştır. Böyle bir davranış ise, yani insanın kendi keyfince kurallar vazetmesi kesin surette iman ile çelişir, sonuçta insanı dünyada hüsrana götürür ve ahirette de insan bu yüzden hesaba çekilir.
7. ve 10. ayetlerde münafıklar, kendi aralarında yaptıkları dedikodular ve gizli gizli fısıldaşmalarından ötürü ikaz edilmişlerdir. Çünkü onlar bu şekilde bozgunculuk çıkarmak için gizli planlar kuruyorlar ve kalplerindeki kin ve buğz nedeniyle, tıpkı Yahudiler gibi Hz. Peygamber'e (s.a.) selam veriyorlardı. Fakat söyledikleri sözler bedduadan başka bir şey değildi. Ayrıca bu ayetlerde Müslümanlara, onların yaptıkları gizli planların kendilerine hiç bir zarar veremeyeceği, Allah'a tevekkül edip, O'nun yolunda sabırla yürümeleri gerektiği anlatılarak, teselli verilmiştir.
Ayrıca ihlaslı müminlerin kendi aralarında günah, zulüm ve Hz. Peygamber'e (s.a.) karşı çıkmak hakkında konuşmayacakları ve onların sadece iyilik ile takva üzere bir araya gelecekleri vurgulanarak ahlâkî dersler vazedilmiştir.
11. ve 13. ayetlerde ise, Müslümanlara birtakım sosyal kurallar tebliğ edilmiştir. Çünkü kendilerinde (o dönemde) bazı sosyal zaaflar bulunmaktaydı. Nitekim günümüz Müslümanlarında da aynı zaaflar hâlâ vardır. Sözgelimi, bir meclise dışarıdan biri geldiğinde, orada oturanlar yeni gelen kardeşlerine yer vermek için, kendilerini toplamak gibi bir zahmete katlanmazlar. Tabii ki bu durumda yeni gelen şahıs ayakta kalır ve zorunlu olarak kapının önünde oturur veya geri döner ya da oturanların üzerlerinden atlayarak kendisine yer bulmak için içeri dalar. Bu tür durumlar Hz. Peygamber'in (s.a.) meclisinde de vuku bulduğu için bu surede Müslümanlara bencil ve katı davranmayıp, başkalarına karşı daha hoşgörülü olmaları ve böyle durumlarda yeni gelen kimselere yer vererek, cömertliklerini sergilemeleri emredilmiştir.
Ayrıca insanlarda bir başka zaaf daha vardır ki o da, bir kimseyi ziyaret ettiklerinde (özellikle önemli bir kimseyi) o şahsın yanında oldukça fazla kalmaları ve uzun bir süre oturmakla ziyaretine gittikleri şahsa ne kadar eziyet verdiklerini ve ayrıca önemli işlerden o şahsı alıkoyduklarını düşünmemeleridir.
Şayet ev sahibi kendilerine gitmelerini söyleyecek olsa, hemen gücenirler. Kendilerini bırakıp, oradan ayrılsa, onu ahlâksızca davranmakla suçlarlar. Keza ima yoluyla, başka işleri olduğunu söylemeye çalışsa, bu sefer hiç dikkate almazlar. İşte Hz. Peygamber (s.a) de bu tür problemlerle karşı karşıyaydı. Öyle ki bazı kimseler, sırf Rasulullah'ın (s.a) sohbetinin lezzetinden dolayı, kendisini önemli bir takım işlerden alıkoyduklarını hiç düşünmüyorlardı. Bu nedenlerden ötürü, surede Müslümanlara, kendilerine sohbetin sona erdiği bildirilince, hemen dağılmaları söylenmiştir.
Yine bir başka zaaf da, gerekli gereksiz herkesin Hz. Peygamber (s.a) ile özel görüşme konusundaki ısrarlı talepleriydi. Nitekim bu kimseler Hz. Peygamber'le (s.a) meclis içinde fısıltılı konuşuyorlardı ki bu da hem Hz. Peygamber'i hem de bu meclisde bulunanları rahatsız ediyordu. Bu sebep dolayısıyla, Allah Teâlâ, Hz. Peygamber (s.a) ile bu şekilde görüşmek isteyenlerin, görüşme öncesinde sadaka vermeleri şartını koydu. Böylelikle, bu davranışın kötü bir adet olup, terk edilmesi gerektiği hususunda Müslümanların uyarılması amaçlanmıştı. Gerçekten de, Müslümanlar bu kötü adeti terk ettikleri için, bu şart bir süre sonra yürürlükten kaldırılmıştır.
14. Ayetten surenin sonuna kadar, içinde ihlaslı müminlerin, münafıkların ve mütereddid kimselerin bulunduğu İslâm toplumuna, açıkça ihlasın ölçüsünün ne olduğu bildirilmiştir. Çünkü bir kısım Müslümanlar, kafirlerle dostluklarını sürdürüyorlar, İslâm'a zarar verse de, sırf çıkarları için bir tavır almaktan kaçınıyorlardı.
Bu yüzden çevrede İslâm hakkında kuşkular oluşuyor ve bazı mütereddid kimseler Müslüman olmaktan kaçınıyorlardı. Müslümanların saflarında görülen çıkarcı kimseler ikiyüzlülükleri dolayısıyla ceza almaktan da korunuyorlardı, ama ihlaslı müminler böyle değildi. Onlar değil başkalarını; analarını, babalarını, çocuklarını, kabilelerini bile İslâm'ın çıkarları söz konusu olduğunda savunmuyorlardı. Çünkü kalplerinde Allah ve Rasulünün düşmanlarına yer yoktu. Allah Teâlâ açıkça, birinci grupdaki Müslümanların da gerçek müminler olup, Allah'ın hizbine dahil bulunduklarını beyan etmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
58
Mücadeleci Kadın · Medine
المجادلة
22
Sure Adı Açıklaması
Bu surenin adı "Mücadele" veya "Mücadile" olarak bilinir. Bu ad, surenin ilk ayetinde geçen "tucâdiluke" fiilinden alınmıştır. Çünkü surenin girişinde beyan edilen bir olayı, yani bir kadının Hz. Peygamber'den (s.a) kocasıyla arasındaki "zıhar" meselesine çözüm bulmasını, böylelikle kendisini ve çocuklarını mahvolmaktan kurtarması için sürekli ve ısrarlı taleplerini, Allahu Teâlâ, "Mücadele" olarak nitelemiştir. Dolayısıyla surenin adı da "Mücadele" olmuştur. Ancak bu kelimeyi "Mücadile" şeklinde ism-i fail olarak okumak da mümkündür ki o zaman, söz konusu meselede ısrar eden kadına atıf yapılmış olur.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili kesin bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak sure içinde mevcut bir karineden hareketle, bu surenin 5. hicri yılın Şevval ayında yapılan Ahzab Gazvesi'nden sonra nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Ahzab Suresi'nde, evlatlık edinilen çocukların, gerçek evladın yerini almasının mümkün olmadığı beyan edilirken, kendilerine zihar yapılan kadınların da, hiç bir surette kocalarının anneleri konumuna geçemeyeceği vurgulanmıştır. Mesele, sadece bu kadar kısa bir değini ile geçiştirilmiş ve zıharın, günah veya bir suç olduğu şeklinde bir tanım yapılmayıp, hadise bir hükme de bağlanmamıştır. Fakat bu surede zıhar olayının ayrıntılarına inilerek, bir hükme bağlanması, sözkonusu ayrıntıların Ahzab Suresi'nden sonra nazil olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surede Müslümanlara kendileri ile ilgili birtakım meselelerde çözüm yolları gösterilmiştir.
Surenin girişinden 6. ayete kadar zıhar olayının şer'i hükümleri açıklanmıştır. Aynı zamanda Müslümanlar şiddetle ikaz edilerek kendilerine Müslüman olduktan sonra cahiliyyenin örf ve adetlerine bağlı kalmanın, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak ve O'nun kurallarına karşı çıkmak anlamına geleceği anlatılmıştır. Böyle bir davranış ise, yani insanın kendi keyfince kurallar vazetmesi kesin surette iman ile çelişir, sonuçta insanı dünyada hüsrana götürür ve ahirette de insan bu yüzden hesaba çekilir.
7. ve 10. ayetlerde münafıklar, kendi aralarında yaptıkları dedikodular ve gizli gizli fısıldaşmalarından ötürü ikaz edilmişlerdir. Çünkü onlar bu şekilde bozgunculuk çıkarmak için gizli planlar kuruyorlar ve kalplerindeki kin ve buğz nedeniyle, tıpkı Yahudiler gibi Hz. Peygamber'e (s.a.) selam veriyorlardı. Fakat söyledikleri sözler bedduadan başka bir şey değildi. Ayrıca bu ayetlerde Müslümanlara, onların yaptıkları gizli planların kendilerine hiç bir zarar veremeyeceği, Allah'a tevekkül edip, O'nun yolunda sabırla yürümeleri gerektiği anlatılarak, teselli verilmiştir.
Ayrıca ihlaslı müminlerin kendi aralarında günah, zulüm ve Hz. Peygamber'e (s.a.) karşı çıkmak hakkında konuşmayacakları ve onların sadece iyilik ile takva üzere bir araya gelecekleri vurgulanarak ahlâkî dersler vazedilmiştir.
11. ve 13. ayetlerde ise, Müslümanlara birtakım sosyal kurallar tebliğ edilmiştir. Çünkü kendilerinde (o dönemde) bazı sosyal zaaflar bulunmaktaydı. Nitekim günümüz Müslümanlarında da aynı zaaflar hâlâ vardır. Sözgelimi, bir meclise dışarıdan biri geldiğinde, orada oturanlar yeni gelen kardeşlerine yer vermek için, kendilerini toplamak gibi bir zahmete katlanmazlar. Tabii ki bu durumda yeni gelen şahıs ayakta kalır ve zorunlu olarak kapının önünde oturur veya geri döner ya da oturanların üzerlerinden atlayarak kendisine yer bulmak için içeri dalar. Bu tür durumlar Hz. Peygamber'in (s.a.) meclisinde de vuku bulduğu için bu surede Müslümanlara bencil ve katı davranmayıp, başkalarına karşı daha hoşgörülü olmaları ve böyle durumlarda yeni gelen kimselere yer vererek, cömertliklerini sergilemeleri emredilmiştir.
Ayrıca insanlarda bir başka zaaf daha vardır ki o da, bir kimseyi ziyaret ettiklerinde (özellikle önemli bir kimseyi) o şahsın yanında oldukça fazla kalmaları ve uzun bir süre oturmakla ziyaretine gittikleri şahsa ne kadar eziyet verdiklerini ve ayrıca önemli işlerden o şahsı alıkoyduklarını düşünmemeleridir.
Şayet ev sahibi kendilerine gitmelerini söyleyecek olsa, hemen gücenirler. Kendilerini bırakıp, oradan ayrılsa, onu ahlâksızca davranmakla suçlarlar. Keza ima yoluyla, başka işleri olduğunu söylemeye çalışsa, bu sefer hiç dikkate almazlar. İşte Hz. Peygamber (s.a) de bu tür problemlerle karşı karşıyaydı. Öyle ki bazı kimseler, sırf Rasulullah'ın (s.a) sohbetinin lezzetinden dolayı, kendisini önemli bir takım işlerden alıkoyduklarını hiç düşünmüyorlardı. Bu nedenlerden ötürü, surede Müslümanlara, kendilerine sohbetin sona erdiği bildirilince, hemen dağılmaları söylenmiştir.
Yine bir başka zaaf da, gerekli gereksiz herkesin Hz. Peygamber (s.a) ile özel görüşme konusundaki ısrarlı talepleriydi. Nitekim bu kimseler Hz. Peygamber'le (s.a) meclis içinde fısıltılı konuşuyorlardı ki bu da hem Hz. Peygamber'i hem de bu meclisde bulunanları rahatsız ediyordu. Bu sebep dolayısıyla, Allah Teâlâ, Hz. Peygamber (s.a) ile bu şekilde görüşmek isteyenlerin, görüşme öncesinde sadaka vermeleri şartını koydu. Böylelikle, bu davranışın kötü bir adet olup, terk edilmesi gerektiği hususunda Müslümanların uyarılması amaçlanmıştı. Gerçekten de, Müslümanlar bu kötü adeti terk ettikleri için, bu şart bir süre sonra yürürlükten kaldırılmıştır.
14. Ayetten surenin sonuna kadar, içinde ihlaslı müminlerin, münafıkların ve mütereddid kimselerin bulunduğu İslâm toplumuna, açıkça ihlasın ölçüsünün ne olduğu bildirilmiştir. Çünkü bir kısım Müslümanlar, kafirlerle dostluklarını sürdürüyorlar, İslâm'a zarar verse de, sırf çıkarları için bir tavır almaktan kaçınıyorlardı.
Bu yüzden çevrede İslâm hakkında kuşkular oluşuyor ve bazı mütereddid kimseler Müslüman olmaktan kaçınıyorlardı. Müslümanların saflarında görülen çıkarcı kimseler ikiyüzlülükleri dolayısıyla ceza almaktan da korunuyorlardı, ama ihlaslı müminler böyle değildi. Onlar değil başkalarını; analarını, babalarını, çocuklarını, kabilelerini bile İslâm'ın çıkarları söz konusu olduğunda savunmuyorlardı. Çünkü kalplerinde Allah ve Rasulünün düşmanlarına yer yoktu. Allah Teâlâ açıkça, birinci grupdaki Müslümanların da gerçek müminler olup, Allah'ın hizbine dahil bulunduklarını beyan etmiştir.
Kad semiallâhu kavlelletî tucâdiluke fî zevcihâ ve teştekî ilallâhi vallâhu yesmeu tehâvurekumâ, innellâhe semî’un basîr(basîrun).
Allah, kocası hakkında seninle MÜCÂDELE eden / Tartışma yapan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. İkinizin karşılıklı konuşmasını Allah işitiyor. Allah, çok iyi gören işitendir.— M. Özdemir
Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim, in ummehâtuhum illellâî velednehum, ve innehum le yekûlûne munkeren minel kavli ve zûrâ(zûren), ve innellâhe le afuvvun gafûr(gafûrun).
Sizden zıhâr yaparak kadınlarından ayrılanlar bilmelidir ki bunlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak onları doğurmuş olan kadınlardır. Onlar, olmadık bir Söz ve zırva söylüyor. Allah, elbette bağışlayan affedendir.— M. Özdemir
Vellezîne yuzâhirûne min nisâihim summe yeûdûne li mâ kâlû fe tahrîru rekabetin min kabli en yetemâssâ, zâlikum tûazûne bih(bihî), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Kadınlardan zıhâr yaparak ayrılan, sonra söyledikleri sözü geri alanlar, ikisi (birbirine) dokunmadan önce bir köle azad etmeleri gerekir. İşte böyle öğütleniyorsunuz. Allah ne işliyorsanız haberlidir.— M. Özdemir
Fe men lem yecid fe siyâmu şehreyni mutetâbiayni min kabli en yetemâssâ, fe men lem yestetı’ fe ıt’amu sittîne miskînâ(miskînen), zâlike li tû’minû billâhi ve resûlih(resûlihî), ve tilke hudûdullâh(hudûdullâhi), ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).
Kim bulamadıysa, ikisi birbirine dokunmadan önce peş peşe iki ay oruç gerekir. Kimin gücü yetmediyse, altmış düşkün yoksulu doyursun! Bu, Allah’a ve O’nun rasûlüne inanmanız içindir. Bunlar da Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için acıveren bir azâp vardır.— M. Özdemir
İnnelleziyne yuhâdûnellâhe ve resûlehu kubitû kemâ kubitellezîne min kablihim ve kad enzelnâ âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn(muhînun).
Allah’a ve O’nun rasûlüne hadd (sınır / yasa) koyanlar, onlardan öncekilerin ayrılıp dağıldığı gibi ayrılıp dağıldılar / çözüldüler. Hâlbuki açık âyetler indirdik. Kâfirler için çok alçaltıcı bir azâp vardır.— M. Özdemir
Yevme yeb’asu humullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûh(nesûhu), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Allah’ın topluca onları yeniden dirilteceği gün, onlara işledikleri şeyleri bildirir. Allah onu tek tek saydı. Oysa onu unuttular. Allah her şeye şahid’dir.— M. Özdemir
E lem tere ennellâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innellâhe bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Allah’ın, Yer’deki şeyleri ve Gökler’deki şeyleri bileceğini görmedin mi? Üç kişinin gizli konuşmasında, onların dördüncüsü sadece O’dur. Beş kişide, onların altıncısı sadece O’dur. Bundan daha aşağı veya daha çok olsa da, nerede olursa olsunlar, sadece O onlarla birliktedir. Sonrasında Kıyâmet günü onlara işledikleri şeyleri bildirir. Allah, her şeyi bilendir.— M. Özdemir
E lem tere ilellezîne nuhû aninnecvâ summe yeûdûne li mâ nuhû anhu ve yetenâcevne bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûl(resûli), ve izâ câûke hayyevke bi mâ lem yuhayyike bihillâhu, ve yekûlûne fî enfusihim lev lâ yuazzibunâllâhu bi mâ nekûl(nekûlu), hasbuhum cehennem(cehennemu), yaslevnehâ, febi’sel masîr(masîru).
Gizli Konuşmak’tan nehiy edilmiş (yasaklanmış) olanlara bakıp görmedin mi? Sonra yine de yasak edildikleri şeye dönüyorlar; Günah, Düşmanlık ve Rasûl’e isyan ile ilgili gizli gizli fısıldaşıyorlar. Sana geldikleri zaman Allah’ın sana tahiyyet yapmadığı şeylerle tahiyyet (dirlik dileği / selamlama) yapıyorlar. Kendi içlerinde: -"Söyleyeceğimiz için Allah bize azâp etseydi ya?" diyorlar. Onların hesap görücüsü Cehennem’dir; oraya atılırlar. Ne kötü Gidip Varılacak Yer!— M. Özdemir
Yâ eyyuhâllezîne âmenû iza tenâceytum fe lâ tetenâcev bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûli ve tenâcev bil birri vet takvâ, vettekûllâhellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ey iman edenler! Gizli gizli fısıldaştığınız zaman Günah, Düşmanlık ve Rasûl’e isyanla ilgili fısıldaşmayın! Birr (Ergin İyilik) ve Takvâ ile ilgili fısıldaşın! Kendisine toplanacağınız Allah’tan sakınıp korunun!— M. Özdemir
İnne men necvâ mineş şeytâni li yahzunellezîne âmenû ve leyse bi dârrihim şey’en illâ bi iznillâh(iznillâhî), ve alâllâhi fel yetevekkelil mû’minûn(mû’minûne).
Gizli Konuşmalar, inanmış olanları üzeceği için Şeytan’dandır. Hâlbuki Allah’ın izniyle olmadan onlara hiçbir şekilde zarar vermez. Müminler sadece Allah’a tevekkül etsinler / güvensinler!— M. Özdemir
Ey iman edenler! Size: -"Meclisler’de yer açın!" denildiği zaman yer açın ki, Allah da sizin yerinizi genişletsin! -"Kalkın!" denildiği zaman kalkın ki, Allah da sizden inanmış olanları ve İlim verilmiş olanları derece derece yükseltsin! Allah ne işliyorsanız haberlidir.— M. Özdemir
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nâceytumur resûle fe kaddimû beyne yedey necvâkum sadakah(sadakaten), zâlike hayrun lekum ve athar(atharu), fe in lem tecidû fe innellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman edenler! Rasûl ile özel (gizli) konuşacağınız zaman gizli konuşmanız arasında sadaka takdim edin! Bu, sizin için en hayırlı ve en temizdir. Bulamadıysanız, artık Allah, rahîm gafûrdur.— M. Özdemir
E eşfaktum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadekât(sadekâtin), fe iz lem tef’alû ve tâballâhu aleykum, fe ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve etîûllâhe ve resûleh(resûlehu), vallâhu habîrun bi mâ ta’melûn(ta’melûne).
Gizli konuşmalarınız arasında sadaka sunmaya çekindiniz mi? Diyelim ki yapmadınız, Allah da size tevbe kabul etti; artık Namaz’ı kılın, Zekât’ı verin, Allah’a ve O’nun rasûlüne itaat edin! Allah ne işliyorsanız haberlidir. ***— M. Özdemir
E lem tere ilellezîne tevellev kavmen gadıballâhu aleyhim, mâ hum minkum ve lâ minhum ve yahlifûne alel kezibi ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah’ın gazap ettiği bir kavmi veliyy edinmiş olanlara bakıp görmedin mi? Bunlar ne sizdendir, ne onlardan! Bilip dururken yalan yere yemin ediyorlar.— M. Özdemir
Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Onlara, malları da, evlatları da Allah’tan hiçbir şekilde yarar sağlamayacaktır. İşte onlar Ateş arkadaşlarıdır; içinde sürekli kalacaklardır.— M. Özdemir
Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yahlifûne lehu kemâ yahlifûne lekum ve yahsebûne ennehum alâ şey’in, e lâ innehum humul kâzibûn(kâzibûne).
Allah’ın topluca onları yeniden dirilteceği gün size yemin ettikleri gibi O’na yemin ediyorlar. Onlar, bir şey yaptıklarını hesap ediyorlar. Dikkat edin! Onlar, gerçekten Yalancılar’dır.— M. Özdemir
İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh(zikrallâhi), ulâike hizbuş şeytân(şeytâni), elâ inne hizbeşşeytâni humul hâsirûn(hâsirûne).
Şeytan onlara egemen oldu; Allah’ın zikrini unutturdu. İşte onlar Şeytan’ın hızbi / takımı / partisidir. Dikkat edin! Şeytan’ın hızbi, gerçekten Hüsrana Düşenler’dir.— M. Özdemir
Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve Âhir Gün’e iman eden bir kavmi, kendi babaları, oğulları, kardeşleri veya yakınları olsa bile, Allah’a ve O’nun rasûlüne muhalefet etmiş kimseleri sever-sevilir bulmazsın! İşte onların kalblerine İman’ı yazdı; onları kendisinden bir rûh ile destekledi. Onları, içinde sürekli kalacakları, altından Irmaklar akan cennetlere girdirir. Allah onlardan razı oldu; onlar da O’ndan razı oldular. İşte onlar Allah’ın hızbidir. Dikkat edin! Allah’ın hızbi, gerçekten Felaha (Kurtuluşa) Erenler’dir.— M. Özdemir
58:22
Yardımcı
Site kullanımı hakkında sorun
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar